GÜNDEM
Giriş Tarihi : 22-01-2021 16:06   Güncelleme : 22-01-2021 16:06

CHP’den Uğur Mumcu isteği

Ankara’da 24 Ocak 1993 tarihinde evinin önünde otomobiline konulan bombanın infilak ettirilmesi sonucu öldürülen Uğur Mumcu için Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kemer İlçe Başkanlığı’nda anma töreni düzenlendi. İlçe Başkanı Hüsnü Ünal, Kemer Belediyesi’nden Uğur Mumcu’nun adının bir parka verilmesini ve bir anıt dikilmesini istedi.

CHP’den Uğur Mumcu isteği

Şüheda PARTAL

Türk basınının duayen ismi Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993’te Ankara’da Karlı Sokak’taki evinin önünde arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirmişti. CHP Kemer İlçe Başkanlığı, Mumcu’nun ölümüm 28’inci yılında anma töreni gerçekleştirdi. Pandemi nedeniyle parti binasından Yönetim kurulu üyeleri ve partililerin katıldığı anma töreninde konuşan İlçe Başkanı Hüsnü Ünal, şunları söyledi:

“22 Ağustos 1942 yılında Kırşehir'de doğdu. Babasının Ankara'ya tayini çıkınca ilköğrenimini Devrim İlkokulu'nda tamamladı. Ortaokul lise eğitiminden sonra 1961 yılında Ankara Hukuk Fakültesine girdi. Öğrencilik yıllarında daima okuyan araştıran sorgulayan bir kültür adamı oldu. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunamayacağını kavramıştı. Üniversite hayatında panel ve münazaralarda sık sık tartışmalara girerek politik ve bilim adamlarının ilgisini çekmişti. Türk sosyalizmi adlı yazısı ile Yunus Nadi ödülünü genç yaşında kazandı. Hukuk fakültesini bitirince bir süre avukatlık yaptı. 12 Mart'ın aydınlara yönelik baskıcı tutumlarından o da nasibini aldı. ‘Ordu Uyanık Olmalı’ adlı yazısından dolayı 7 yıl hapse mahkum edildi. Bu ceza Yargıtay tarafından bozuldu. Askerliğini yedek subay olarak yapması gerekirken er olarak gözetim altında yaptı. O günlerin anısına ‘Sakıncalı Piyade’ adlı ilk kitabını yazdı. Bu arada kalpaksız Kuvayi milliyeci ünvanını aldı.

1993 yılında faşist yobazlar tarafından aracına konan bir bomba ile öldürüldü. Vicdan sustu, hukuk sustu, insanlık sustu. Ölümünden 3 ay kadar önce bir sonbahar gecesi aniden uykusundan uyandı ve eşine; Güldal, bu gece bir rüya gördüm arabama bomba koymuşlar büyük bir patlama oldu. Ben yukarıdan bakıyordum ama bacaklarımın ikisi yok. Hala bu rüyanın etkisindeyim diyorsan ki başına gelecekleri bu suikastın rüyasını görmüştüm. Uğur Mumcu ölmeden önce iki şeyi görmek istiyordu, bir Sabah Gazetesi’nin batışını, iki Rusya'da tekrar komünistlerin iktidara gelmesini diliyordu. Uğur dünya çapında gözünü budaktan sakınmayan cesur bir yazar ve devrimciydi.

Neleri ortaya çıkardı; kontrgerilla mafya emperyalizm ile olan ilişkilerini, Abdullah Çatlı ve uyuşturucu ticaretinin kirli dosyalarını, siyasi ilişkileri ortaya çıkardı, 7 tipli öğrencinin katledilmesini ve poşet katillerine ortaya çıkardı. Siyasi partilerin organik bağlarını yazdı. Haluk Kırcı 7 kez idama mahkum edildi. Papa suikastındaki silahın Çatlı tarafından silah kaçakçısı naziden satın alındığını ve Ağca’ya verildiğini ortaya çıkardı. Ülkü ocaklarına cinayet silahlarını veren jandarma Yüzbaşı Suna ortaya çıkardı. Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi öğrencilerinin üzerine atılan ordu yapımı bombayı ortaya çıkardı. Emperyalizmle işbirliği yapan kontrgerilla ve omünizmle mücadele derneklerinin gizli çalışmalarını, Hizbullah’ı, İran'daki dinci örgütleri yazdı. İran'da yuvalanmış Tefit Selam Kudüs elemanları Hizbullah ilişkilerini örgütle bağlantısı olanları ortaya çıkardı.

Birçok vatansever devrimci Atatürkçü aydına suikastlar yapıldı; Abdi İpekçi, Turan Dursun, Bahriye Üçok, Muammer Aksoy, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu, Ümit Kaftancıoğlu, Cavit Orhan Tütengil, Server Tonelli, Metin Göktepe, Kemal Türkler ve Hrant Dink. Daha saymakla bitmeyen aydınlarımız katledildi.

Uğur Mumcu'nun çeşitli gazete ve dergilerde 5200 adet yazısı yayınlanmıştır. Bu yazıların toparlanması ve katkılarla 45 tane basılmış yayınlanmış Uğur Mumcu Vakfı tarafından kitabı vardır. ‘Katiller Demokrasisi Hırsızlar Düzeni’ adlı eseri 1997 yılında yayınlanmıştır. Uğur Mumcu diyor ki; Türkiye Cumhuriyeti emperyalizme ve kapitalizme karşı kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı'nın amacı her alanda tam bağımsızlıktır. Devrimlerin amacı ise çağdaşlaşmadır. Şu anda Türkiye'de piyasa faşizmi ve kemalizm düşmanlığı görüntüsü ve içeriği vardır. Bugün Endonezya'da 280 milyon insan yaşıyor, 300 çeşit dil yüzlerce din vardır, hiç kimse dilini dinini siyasete alet etmemektedir. Bazı ülkelerde bazı kimseler devleti soymak için politikacı kılığına girerler. Partilerde parlamentoda boy gösterirler. İhracat ithalat banka soygunu gibi işlerle siyasal ilişkiler yürütürler. Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in dalgalandırdığı Türk bayrağına karşı çok yıldızlı emperyalizm bayrağını kullanmaktadırlar. Ama Türk bayrağı her yerde her zaman en üstte dalgalanacaktır. Dış güçlerin oyuncağı olan ikiyüzlü siyaset görünümlü işbirlikçiler, Atatürk gençliği dimdik ayaktadır, asla hain amaçlarınıza ulaşamayacaksınız. Son günlerde sayın genel başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu siyaset ve bilim adamlarına gazetecilere gerek fiziksel ve görsel medyada saldırılar vardır. Lanetle kınıyorum. Uğur Mumcu araştırmacı yazar olmasına rağmen bazı duygularını şiir olarak da yansıtmaktadır;

‘Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken, bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.

Vurulduk ey halkım unutma bizi!

Yoksulluğun bükemediği bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık, kışlık katlarımız, arabamız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.

Öldürüldük ey halkım unutma bizi!

Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı, bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım unutma bizi!

Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde, öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezartaşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Kanserdik. Ölüm her gün bir sinsi yılan gibi, dolaşıyordu derilerimize. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında, bırakıp gittik bu dünyayı ecelsiz. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi!

Giresun’daki yoksul köylüler. Sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım unutma bizi!

Bağımsızlık, Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle, başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz-sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi!

Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk: Komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşında, emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı, daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler bizi. Vurulduk ey halkım, unutma bizi!.

Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline, değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki, korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik, boynumuzu uzattık yağlı kementlere. Asıldık ey halkım, unutma bizi!..

Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı, bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldük ey halkım unutma bizi!..

Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi.

CHP Kemer İlçe Örgütünün Kemer Belediyesi'nden isteği belediye başkanı ve 16 meclis üyeleri sizlerin vatan cumhuriyet ve Atatürk sevdalısı olduğundan hiç şüphem yoktur. Kemer bir kültür ilçesidir. Kemer’imizin uygun bir parkına Uğur Mumcu'nun adının verilmesini ve anıtının dikilmesini istiyoruz.”