SAĞLIK
Giriş Tarihi : 05-06-2020 16:08   Güncelleme : 05-06-2020 16:08

Evde kalanların kaygı bozukluğu ve normalleşmeye uyumu araştırıldı

Koronavirüs salgını sonrası evde uzun süre kalan insanların kaygı bozukluğu ve yeni normalleşme sürecine uyum sorunları hakkında araştırmalar yapan ALKÜ Eğitim Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Demirtaş, "Türkiye'nin her bölgesinden 674 kişinin katıldığı araştırmanın amacı, kaygıya yönelik koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini açığa çıkarmaktı. Araştırma sonucunda kaygı düzeyi beklendiği gibi ortalamanın üstünde çıktı" dedi.

Evde kalanların kaygı bozukluğu ve normalleşmeye uyumu araştırıldı

Dünya Sağlık Örgütü'nün pandemi ilan ettiği koronavirüs salgını sonrası insanların koronavirüs kaygısı ve yeni normal hayata uyum sorunları hakkında araştırmalar yapan Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi'nden Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Demirtaş, pandeminin yarattığı bu belirsizliğin pek çok insan için oldukça stres verici olduğunu söyledi. Demirtaş, "1 Haziran itibarıyla yeni normal hayata geçmeye başladık. Ancak salgın henüz bitmiş değil ve geleceğimizi nasıl şekillendireceğini bilmiyoruz. Akıllardaki en belirgin soru 'Salgın ne zaman bitecek?' ve 'Salgın ortaya çıkmadan önceki hayat koşullarımıza ne zaman dönebileceğiz?' Pandeminin yarattığı bu belirsizlik pek çok insan için oldukça stres verici. Bu bakımdan koronavirüs yalnızca ölümcül bir hastalık değil, aynı zamanda toplumun ruh sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturuyor. Nitekim yeni yayımlanan araştırmalar pandemiye bağlı ruh sağlığı sorunlarının ortaya çıkmaya başladığını göstermektedir. Bu sorunların başında kaygı bozuklukları geliyor" dedi.

'KAYGI KORUYUCU BİR ROLE SAHİPTİR'

Kaygının bir düzeyde insan yaşamına olumlu etkileri olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Demirtaş, "Uyum sağlayıcı işlev açısından kaygı, koruyucu bir role sahiptir çünkü olumsuz deneyimleri önleme amacıyla kişiye tehlike sinyali gönderir, harekete geçmesi için onu motive eder. Normal düzeyde kaygı bizim tehlikelere karşı uyanık olmamızı ve kaçınma davranışı sergilememizi sağlar. Böylece hayatta kalma şansımız artar. Örneğin, virüse yakalanmamak ya da salgının artmasını önlemek için aldığımız önlemler; maske takmak, fiziksel mesafe ve hijyen kurallarına uymak yaşadığımız kaygı sonucunda aldığımız önlemlerdir" diye konuştu.

'OLUMSUZ DÜŞÜNCELER YOĞUN KAYGIYA NEDEN OLUR'

Hiçbir şekilde kaygı ya da endişe duyulmamasının, gerekli tedbirlerin alınmasını engelleyeceğini söyleyen Demirtaş, "Bir miktar kaygının uyumlu ve gerekli olduğunu söyleyebiliriz. Diğer taraftan uyumlu olmayan kaygı gerçekçi olmayan korkulara tepki olarak gelişir ve bireyin uygun şekilde davranma becerisini önemli ölçüde etkiler. Dolayısıyla kişinin ruh sağlığı bozulur. Yoğun kaygı yaşayan kişiler önyargılı ve olumsuz düşünürler, güvenli durumlarda bile olumsuz sonuçları vurgular. Bu kişiler çevrelerindeki her şeyi tehdit olarak görürler. 'Pandemi tekrar artarsa, ya virüs bana bulaşırsa, aileme bulaştırırsam' gibi yoğun, önyargılı ve olumsuz düşünceler yoğun kaygının ortaya çıkmasına neden olur" dedi.

'ARAŞTIRMALARIN SONUCU KAYGI DÜZEYİ YÜKSEK ÇIKTI'

Pandemi sürecinde ortaya çıkan ruhsal sıkıntıların uzun vadede başka ve kalıcı sorunlara dönüşmemesi açısından koruyucu ruh sağlığı programlarının büyük önem taşıdığını ifade eden Demirtaş, şöyle konuştu:

"Koruyucu ruh sağlığı programları risk faktörlerinin ve koruyucu faktörlerin ele alınıp belirlenmesini sağlar. Benim de pandemi sürecinde yürütmüş olduğum bir araştırmam oldu. Türkiye'nin her bölgesinden 674 kişinin katıldığı araştırmanın amacı kaygıya yönelik koruyucu faktörleri ve risk faktörlerini açığa çıkarmaktı. Araştırma sonucunda kaygı düzeyi beklendiği gibi ortalamanın üstünde çıktı. Araştırmada yer alan sorulardan bir tanesi 'Koronavirüs salgınının ruh sağlığınızı olumsuz etkilediğini düşünüyor musunuz' sorusuydu. Katılımcıların yüzde 35'i evet, yüzde 48'i kısmen, yüzde 17'si de hayır seçeneğini işaretlemişti. Buna paralel olarak kaygı puanları evet diyenlerin en yüksek, kısmen diyenlerin ortada, hayır diyenlerin de en düşük şeklindeydi."

KADINLAR DAHA KAYGILI

Araştırmada ortaya çıkan diğer bir bulgunun kaygı düzeyinin kadınlarda daha yüksek çıkması olduğunu aktaran Dr. Öğretim Üyesi Ayşe Sibel Demirtaş, "Yapılan birçok araştırmada kadınların erkeklere oranla daha kaygılı olduğunu söylüyor. Bu durumun hormonal farklılıklardan ve sosyal beklentilerden kaynaklanabileceği vurgulanıyor. Bu araştırmadaki amaç iki önemli pozitif kişilik özelliği olan bilişsel kontrol ve esneklikle umudun kaygı üzerindeki koruyucu etkilerini ortaya çıkarmaktı. Beklendiği gibi bilişsel kontrol ve esneklik düzeyiyle umut düzeyi yüksek olan kişilerin kaygı puanları diğerlerine göre daha düşük çıktı. Araştırma sonucundan yola çıkarak umut ile bilişsel kontrol ve esnekliğin kaygıya yönelik önemli kişilik özellikleri olduğunu söyleyebiliriz" dedi.

'YENİ NORMAL HAYATIMIZA UYUM SAĞLAMAMIZ GEREKİYOR'

Dünyayı sarsan yeni gerçeklik karşısında var olan durumu kabullenip bununla başa çıkmaya çalışılması gerektiğini ifade eden Demirtaş, "Öncelikle gerçeği olduğu gibi kabullenmeliyiz. Pandemi henüz bitmiş değil. Eski normal hayatımıza dönemesek de virüs tehdidiyle yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Bu bakımdan virüse yönelik tehlikeyi abartmadan, önyargılı ve olumsuz düşüncelerimizin farkına varmalı ve uzmanlar tarafından önerilen maske, hijyen ve fiziksel ve sosyal mesafe kurallarına uyarak yeni normal hayatımıza uyum sağlamaya çalışmamız gerekiyor. Sonuç olarak hep beraber umutlu düşünmeyi sürdürelim, gerekli tedbirleri alalım ve var olan durum içerisinde nelere yapabileceğimize odaklanalım" diye konuştu. (DHA)