Advert
Kızıp köpürmek mi? bataklığı kurutmak mı?
Yılmaz KARAÖZ

Kızıp köpürmek mi? bataklığı kurutmak mı?

Bu içerik 232 kez okundu.
Advert

         Yarenlerim; bu yazıyı yazarken inanın kendi derdimi unuttum. Şu anda kanser tedavisi görüyorum Allah’a şükür çok ta iyiyim. Ama bu taciz haberleri içimi yaktı. Dünyamı kararttı. Şöyle Antalya’yı 11. Kattan seyrederken biz kime kızıyoruz dedim. Kendi kendime. Neden kızıyoruz. Bu bataklığı birileri getirmedi ki ülkemize. Her caninin, her tecavüzcünün, her katilin, kalbinde canlı sevgisi kalmamış her vicdansızın bir anne babası var değil mi? Elbette var. Bunlar hangi toplumun içinde anne ve baba oldular? Bizim toplumumuz içinde. Bunları kim yetiştirdi? Elbette bir anne baba ve okul. Toplumun içinde rol model olan insanlar. Tamamen kapıldığımız dijital dünya yetiştirdi. Bence tez elden bunların yetişebileceği bataklıkları kurutmanın yolları bulunmalı.

        Tabii ki bu yollar uzun ve çetindir. Bu yollara ulaşmanın ince ve etkili yöntemleri oluşturulmalı. Öncelikle caydırıcı cezalar verilmeli ve ivedilikle uygulanmalı. Canı yanan anaların babaların yüreğini soğutacak cezalar verilmeli. Af yetkisi sadece o anne ve babalara tanınmalı. Düzgün giyimler, masum duruşlar indirim sebebi olmamalı. Bu fiili işleyen veya işleyecek olan başına gelecek o ağır cezadan haberdar olmalı. Bu durum bile yüksek bir yüzde ile caydırıcı olacaktır. İkinci olarak çevremizde bu misilli insanları fark eden kişiler hassas olmalı. Hemen durumu gerekli birimlere duyurmalı. Kapsamlı sosyal, psikolojik testlerden geçirilmeli. Tam iyi olmadan toplum içine salınmamalı o insanlar. Ama tedavileri ciddiyetle takip edilip kontrol altında çalıştırılmalı verimli hale getirilmeli. İyileşme yönüne geçenlere sosyal çalışmalarla öncülük edilmeli. Tamamen iyi olma ihtimali olmayanlar ayrı bir kategoride özel çalışmalarla hayatını gözlem altında sürdürmeli.

        Eğitim sisteminde değerler üzerinde eğitim faaliyetinin yanında sosyal farkındalık deneyleriyle ve faaliyetleriyle toplum duyarlı hale getirilmeli.Bir olayda alev gibi parlayıp bir dahaki olaya kadar ilgisiz durmak bence duyarlılık değildir.Sadece sınav yarışından çıkarılan sosyal eğitim basamakları kurgulanmalı.Bundan otuz kırk yıl önce köy ve kasabalarda hatta şehirlerde kapılar kilitsiz yaşayan komşular; şimdi çocuğunu emanet ederken yüz kere düşünür hale geldiyse şapkamızı önümüze alıp bir düşünmeliyiz.Bütün suçlu bu fiili işleyenler mi? Yoksa onları yetiştiren bir toplum olarak bizde de suç var mı? Elbette var. Biz aile müessesini mal paylaşımı derecesine indirirsek ailenin sosyal yönü yok olur. İçinden sevgi şefkat, fedakârlık, sabır, gayret kelimelerinin gerçek anlamları çıkarır yerine kuru bir aşk kelimesi koyarsak ortaya istenmeyen ürünler çıkar. Sakın yanlış anlamayın aşkın önemine inanıyorum ama şefkat, sabır, vicdan, fedakârlık, sevgi ile beraber olmak şartıyla.
        Yarenlerim, sosyal yapımızın temelleri sarsıldıkça bu istenmeyen ürünleri maalesef daha çok görürüz. Ailenin temel taşlarını, yani sözlü kültürümüzü torunlarına aktaran büyükanne ve büyükbabaları daha faal hale getirmezsek temel kültürümüzü ve ahlakımızı yerleştiremeyiz. “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim” diyen bir peygamberimiz var. Güzel ahlakın her zaman prim yaptığı bir toplumda yaşıyoruz. Her insan ve işletme ahlaklı insan arıyor. Biz güzel ahlakı yerleştirmek için temel sosyal hiçbir çalışma yapmıyoruz. Bir bataklığı kurutamazsak sinekleri ve haşeratları yok edemeyiz. Bataklık, sosyal yapımıza aileden girmiş maalesef. “Neme lazım” alışkanlığımız olmuş. Bir padişah bilgeye sormuş “Benim devletim ne zaman çöker?” “Sultanım nemelazımcılık çoğalınca batar” demiş. Toplumumuza sokulan bu deyimler ailemizi mahvediyor. Toplumumuza musallat olmuş. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” saçmalığı bizi bu günlere taşıdı. Lütfen şu andan itibaren bataklığı kurutalım. Yoksa geç kalmış oluruz Allah KORUSN. 

Muhabbetle kalın…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X