Advert
Ana-babalı yetimler ve öksüzler…
Yılmaz KARAÖZ

Ana-babalı yetimler ve öksüzler…

Bu içerik 171 kez okundu.
Advert

      Yarenler, toplumun içinde olan ve arada kalmış, kendilerinin durumunu fark etmediğimiz bireyler vardır. Ben bunlara analı-babalı öksüz ve yetimler diyorum. Çünkü hem annesi var hem babası. Ama ayrılar. Çocuk biraz onda, biraz bunda. Ailenin sıcaklığına hasret, şefkate ve merhamete aç bir vaziyette yaşıyor. Bunu her insan bir şekilde fark eder. Ama bu konuyla ilgilenmezse çabuk unutur. Kendi yaşantısı nasılsa her insanı da aynı yaşantıda zanneder. Gözlük misali, hangi renk gözlük camına sahipsen, dünyanı da o renkte görürsün. Her gün bu türden bir can ile mutlaka karşılaşıyoruz.

             Şöyle bir empati kurdum kendimce yarenler. Ben böyle bir çocuk olsaydım neler düşünür, gönlümden neler geçirirdim? Of ne zor şey böyle bir durumda empati kurmak! ‘’Anneciğim nerelerdesin, neden yanımda değilsin? Sıcacık kucağına ihtiyacım var ama ben kuru bir yatakta sensiz yatıyorum. Bak bugün okulda arkadaşlarımın annelerini gördüm. Ne mi yapıyorlardı? Anneciğim çok bir şey yapmadılar, sadece okulun önünde arkadaşlarımı sımsıkı kucaklayıp öptüler, öptüler, öptüler ve kokladılar. Sanki bir gül, bir çiçek, bir hasret koklar gibi. Tutamadım göz yaşlarımı anneciğim. Ben ne kadar hasretim bunlara biliyor musun? Hiç suçum olmadığı halde senden ayrıyım. Sol yanım bomboş anneciğim. Sol yanım sancılı. Sol yanım eksik… Acaba ben doğmasaydım siz babamla daha mı huzurlu olurdunuz? Ama benim doğmamada siz sebep oldunuz. Kimse bana sormadı anneciğim ben senin kucağına gönderildim. Bilseydim beni böyle arada bırakacaksınız gelmezdim belki de. Böylece sizi üzmemiş olurdum değil mi? Sahi beni böyle arada bırakacak kadar ne derdiniz vardı? O derdiniz benden büyük müydü acaba? Anneciğim her şeye rağmen seni ve babamı seviyorum. Biliyor musun anne, buna rağmen hep sol yanımdan üşüyorum…’’ Ve daha neler derdim…

          ‘’Babacığım, gönlümün ve çocukluğumun kahramanı neredesin? Beyaz atlı prensi bekler gibi buluşacağımız anı bekliyorum. Senin kucağında kendimi taçlı sultan zannediyorum. Şimdi annemin şefkatli kollarındayım ama sağ yanım eksik babacığım. Sağ yanım çorak, ıssız ve sessiz… Arkadaşlarıma karşı’’ ‘Benim babam’ diyerek başlayan cümleler kuramıyorum. Kelimeler ve cümleler boğazıma düğümleniyor. Baba kelimesi neden beni bu kadar incitiyor? Neden özlediğim babamın adının anılması beni duygulandırıyor? Çünkü bir var, bir yoksun babacığım. Çünkü sığınacağım bazı zamanlarda sıra sende olmuyor. Çünkü bilmediğim ve benden önemli olmadığını düşündüğüm sebeplerle bundan mahrumum. Evet anlattınız bana sebepleri, anlar gibi yaptım inan ki… Sadece sizi üzmemek için…. Bunları düşündükçe sağ yanım acıyor babacığım, çok acıyor... Saydığınız bahaneleri herkes hatta hâkim amcalar bile kabul etmiş ben ne yapabilirim? Bana hiç sormuyorlar ki ne istediğimi. Hep benim adıma karar veriyorlar babacığım. Bu sebepten hep sol yanım üşüyor ve sağ yanım acıyor babacığım! Sence böyle bir ömür geçirmek benim için kolay mıdır? Kolaysa sorun yok ama ya zorsa…. Beni bu zorlukta bırakmayı nasıl düşünebildiniz işte onu anlamıyorum. Bir ömür boyu bu zorlukla yaşamak…Ne kadar talihsizlik…’’

        Elhasıl Yarenlerim, bu düşünceler ve benzerlerini yaşayan bütün çocuklar mutsuz. Anne, baba var. Yeteri kadar maddi imkanları da var. Bazılarının ekonomik zorlukları da var elbette. Fakat hiçbir şey çocuğumuzdan kıymetli değildir diye inanıyorum. Sağlıklı bir toplum olabilmek için, sağlıklı bir aile yapısı gerekir. Bu yapıyı korumak ve geliştirmek için sebeplerimizden en büyüğü çocuklarımızdır. Mutlu ve sevgi ortamında büyüyen çocuklar başarılı ve üretici olurlar. Kendilerine emanet edilen vatan, bayrak, kültür ve tüm değerlerini daha ileriye özgüvenle taşırlar. Varlıklarımızın bir neticesini görmek istiyorsanız çocuğunuzu nasıl ve hangi ortamda yetiştirdiğinize bakmalısınız. Muhabbetle kalın…

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X