Advert
MEHMET
Şuheda

MEHMET

Bu içerik 2676 kez okundu.
Advert

              Ey Büyük Türk Milleti,

              Bu çağrıma kulak verin. Sesim, nefesim, sözüm Tarih’indir. Tarih, uyuyanları uyandırmak ve uyutanlara haddini bildirmek için şahlandı. Bu cennet vatanımızın ucu bucağı, her karış toprağı yurt ve millet aşkıyla yananların kanıyla sulanarak bugünlere kadar gelindi. Ömrünü vatanı ve ulusu için feda eden, kurduğu Türk Cumhuriyetiyle, ilkeleriyle, devrimleriyle, çizdiği aydınlık yolla bizlere büyük bir önder, sağlam bir rehber olan Mustafa Kemal Atatürk’e ve ona inanan, gönülden bağlı olan bütün silah arkadaşlarına, şehitlerimize, gazilerimize, Millî Mücadelemizde eşine az rastlanan özverisiyle kahraman milletimize ve Türk’ün ‘’Kızıl Elma’’sı uğruna Orta Asya’dan Anadolu’ya gelen Alperenlere, Alperlere, Atalarımıza vefa borcumuzun olduğunu unutmayalım. Bize emanet edilen yurdumuzu ve Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmek en önemli vazifemizdir.

             Öyle bir ateş çemberine alınmak üzereyiz ki oynanan oyunlarla, kurulan tuzaklarla, perde arkasında yapılan anlaşmalarla, çirkin pazarlıklarla… Eğer uyanmazsak, silkelenip kendimize gelmezsek, özümüze dönmezsek, gözümüzü ve kulağımızı açmazsak, aklımızı çalıştırmazsak hiç beklenmedik bir anda perde açılacak ve biz daha ne olduğunu bile anlayamadan yurdumuzda var olma mücadelesi vermek zorunda kaldığımızı göreceğiz. Bu anlattıklarım size uydurma yahut komplo teorisi gibi geliyorsa lütfen Afganistan’ın, Irak’ın ve Suriye’nin durumunu, bu hâle nasıl geldiklerini hatırlayın, zahmet olmazsa araştırın ve düşünün. Kendilerini dünyanın hâkimi sanan emperyalist devletler ve onların yurdumuzdaki yardımcıları, adamları danışıklı dövüşlerle, türlü türlü hesaplarla, oyunlarla devletin her mevkisini böcek sürüsü gibi istila ederek adım adım izledikleri bu gizli emelleriyle haçlıların yapamadıklarını yapıp bizi yurdumuzdan etmeye, Anadolu’dan sürmeye, Mondros Ateşkes ve Sevr Antlaşması’yla gerçekleştiremediklerini gerçekleştirmeye ant içmişler. Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesindeki zaferimize, kutlu Çanakkale Destanımıza rağmen bizi mağlup saymışlar ve tarihin kara lekesi olan Mondros Ateşkes Antlaşmasıyla yurdumuzu işgal edip, tarihte eşine az rastlanan bir zulümle bizi Anadolu’dan sürüp, aziz vatanımızı parçalayıp, topraklarımızda emperyalist devletlerin kuklası olacak küçük küçük sözde devletçikler kurmak istemişlerdi. Siz sömürgeci devletlerin bu isteklerinden vazgeçtiklerini mi düşünüyorsunuz? Eğer böyle sanıyorsanız gerçekten de derin bir uykudasınız demektir.

             Mustafa Kemal Atatürk; Allah’ın izniyle, milletimizden ve Atalarımızdan aldığı güçle milletimizin, vatanımızın ve Türk Devleti’nin bekası üzerine oynanan zalimce oyunu bozmuş, emperyalist devletlere boyun eğmemiş ve Millî Mücadelemizin lideri olmuştur. Atatürk, binlerce yıllık vatanımızda özgürce bir hayat sürmemiz ve milletimizin bağımsızlığı için büyük Türk Devletimizin çatısı altında, bayrağımızın gölgesinde huzurlu, şerefli, kıvançlı yaşamamız için çok büyük bir mücadele vermiş; önce vatanım ve milletim diyerek Tarih’e altın harflerle yazılan bir destanın başkahramanı olmuştur.

            Şimdi sorarım size emperyalist devletlerin Ortadoğu’daki asıl amaçları nedir? Neden Afganistan’ı, Irak’ı ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi attırıp, altını üstüne getirerek, terör illetiyle ateş topuna döndürdüler. Sömürgeci devletler, kurdukları terör örgütleriyle ve kendi yetiştirdikleri teröristlerle güney sınırımızdaki komşularımızı ateşe vermişler, sonra da terörü bitirme bahanesiyle oralarda kan emiciler misali yuvalanmışlardır. Emperyalist devler, sadece oralardaki petrolü tamamen ele geçirmek için mi uğraşıyorlar? Bu, sadece küçük amaçlarından biri; ancak asıl hedefleri Mondros Ateşkes ve Sevr Antlaşması’yla yapamadıklarını yapmak ve Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda aldıkları ağır hezimetin kuyruk acısını silebilmek için bizi önce ateş çemberine alıp, sonra da vatanımızı bölmek, milletimizi aziz topraklarımızdan sürmektir ve cennet vatanımızın toprağının altındaki ve üstündeki zenginlikleri ele geçirmektir.

              Eğer, Atatürk’ün ilkelerinden ve çizdiği aydınlık yoldan ayrılmazsak, Cumhuriyetimize sahip çıkarak vatanımızın bütünlüğünü, devletimizin bekasını ve milletimizin selametini her şeyin üstünde tutarsak bizi asla yıkamayacaklardır. Bunu çok iyi bilen emperyalist güçler, bizi içten ve dıştan ateş çemberine almak için taktik değiştirmişler, türlü türlü maskeler taktırdıkları adamlarıyla sahneye çıkmışlardır. Maskelerin ardındaki kişileri, maskelilerin gerçek yüzlerini görmek için bu zatların söylemlerine dikkat ediniz. Her kim ki ‘’Türk’üm’’ demenin ayrımcılık, ırkçılık olduğunu ileri sürüyorsa, Atatürk’e dil uzatıyor ve onun ilkelerini tam tersi uygulamalarda bulunarak kaldırmaya çalışıyorsa, eğitimde yaptıkları ve aldıkları kararlar tam manasıyla fiyasko ise, bereketli topraklarımız yanlış politikalarıyla işlenemiyor, köylümüze, üreticimize hak ettikleri değeri vermiyorsa, her köşesi buram buram tarih kokan güzel şehirlerimizi beton yığınına ve kuleler kentine çeviriyorsa, düşünme özgürlüğüne ket vuruyorsa, kendileri gibi düşünmeyenleri çok ağır ithamlarda bulunarak susturup sindirmeye çalışıyorsa işte onlar maskelilerin ta kendisidir. 

            Atatürk’ün ilkeleri; milletimizin bağımsızlığı, vatanımızın bütünlüğü, devletimizin payidar olması için Tarih şuuruyla belirlenmiş çok önemli ve özel ilkelerdir. Maalesef ki maskeli adamlar milletimizin ve devletimizin bekası için Atatürk’ün belirlediği ilkelerimizi değiştirme çabasıyla bugünlere kadar sinsice gelmişlerdir. Emperyalist devletlerin maskeli adamlarına verdiği görev bu olsa gerek. Devletçilik ilkesinin yerini ülkemizi sömürge durumuna düşürecek özelleştirmeler, Milliyetçilik ilkesinin yerini ümmetçilik, Laiklik ilkesinin yerini milletimizin inancını ve manevi duygularını kendi çıkarları için kullanmak, Halkçılık ilkesinin yerini kendileri gibi düşünmeyenleri dışlamak, İnkılapçılık ilkesinin yerini gericilik ve bağnazlık, Cumhuriyetçilikte egemenlik millete ait iken ve yönetimde tek söz milletin iken Cumhuriyetçilik ilkesinin yerini de tek adamlık, şahsilik ve keyfilik almıştır. 

               Şunu asla unutmamalıyız ki biz kökleri çok eskilere dayanan, kadim ve büyük bir milletiz. Özümüz, mayamız adaletle, merhametle, mertlikle, sevgiyle, cesaretle, ilimle, irfanla yoğrulmuştur. Bu söylemlerim ırkçılık değil; kendini, özünü, milletini bilmektir. Yaradan’ın milletimize bahşettiği özelliklerin ve güzelliklerin farkında olmaktır. Elhamdülillah Müslüman’ız, Rabbimizi ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’i (S.A.V.) canımızdan çok severiz, inancımızda samimiyiz; ancak unutmamalıyız ki biz Arap değiliz. Dinimiz İslâmiyet’i, özümüzü muhafaza ederek yaşayabiliriz, yaşamalıyız. Çünkü Türk olarak özümüzden ayrılmadığımız, millet olarak bize verilen görevleri unutmadığımız müddetçe adaletin sağlanmasında, insanlığın nizamında bütün dünyaya örnek olmaya, ders vermeye devam edebileceğiz.

              Yapılmakta olanlar ve yapılmak istenenler karşısında dimdik durabilmemiz için el ele, gönül gönle verip oynanan oyunları bozmaya ve birçok kez olduğu gibi emperyalizmle mücadelede adımızı Tarih’e altın harflerle yazdırmaya, böylece Mustafa Kemal Atatürk’e, Atalarımıza, Şehitlerimize olan vefa borcumuzu ödemeye var mısınız? Eğer bunu nasıl yapacağız diye sorarsanız, açık ve net bir şekilde manifesto niteliğinde açıklayacağım. Önümüzde erkene alınmış bir seçim var. Öyle bir seçim ki eğer maskeliler bu seçimi kazanırlarsa rejim değişikliğiyle birlikte önce eyalet sistemi, sonra özerklik derken aziz vatanımızın toprakları üzerinde küçük uydu devletçikleri kurulacak. Bu uydu devletçikler, emperyalist devletlerin kuklası olacak. İnanın bana emperyalist güçlere hizmet eden maskeliler bile bu devletlerin nihai hedeflerinin ne olduğuna akıl erdirememişlerdir. Çünkü maskelilerin gözlerini iktidar hırsı öyle bir bürümüştür ki ne hakka ne adalete riayet etmezler. Emperyalist devletlerin asıl isteği Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi yıkmak, vatanımızı parçalayıp aralarında bölüşmek ve bizi yurdumuzdan sürmektir. Yüz yıl önce ulaşamadıkları bu hedeflerinden asla vazgeçmediler ve vazgeçmeyecekler. Emperyalist devlerin karşısında bir Türk’e tam yakışır şekilde dimdik duran, Türk Milletinin iftiharı olan Atamız Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetini koruduğumuz ve ilkelerine sahip çıktığımız sürece emperyalist devletler yine hezimete uğrayacak ve Tarih’in tokadını ağır bir şekilde bir kez daha yiyeceklerdir. Eğer seçimi maskeliler kazanmazsa, işte o zaman millet olarak yeniden şahlanacağız ve bu milletimizin yeni bir miladı olacaktır. Önümüzdeki seçimi maskelilerin kazanamaması hem Atatürk’ün ilkelerinin aydınlık yolundan ayrılmadığımızı ve bize emanet ettiği Cumhuriyetimize sahip çıktığımızı -çıkacağımızı- gösterecek. Lütfen uzun uzun ve derin derin düşünerek oyunuzu verin. Oy verirken Atatürk’ü ve vatanımız ve milletimiz uğruna şehit olan Mehmetçiklerimizi düşünün. Atatürk’e dil uzatanlara, Tarih’e nankörlük edenlere güvenmeyin. Biz askerlerimize ‘’Mehmet’’ demişiz. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) adını askerlerimize vermişiz. Çünkü biliriz ki vatan sevgisi imandandır. Vatanımızın bütünlüğü, devletimizin ve milletimizin birliği için gözünü kırpmadan şehadet şerbetini içen geçmişten günümüze binlerce Mehmetçiğimizin hakkını sadece ve sadece bize emanet edilenlerin kıymetini bilerek ve muhafaza ederek ödeyebiliriz. 

            Önümüzdeki seçimi kazanırlarsa ellerine geçen ilk fırsatta rejim değişikliği yaparak emperyalist devletlerin ekmeğine yağ sürecek olan maskeliler, türlü türlü çirkin oyunlarla devletin her gücünü kendi çıkarları için kullanacaklar. Aziz Milletim, sonradan derin bir pişmanlık içine düşmemek için kime oy verdiğinizi iyi düşünün. Tarih, vatanımıza ve milletimize ihanet edenlerin maskelerini elbet bir gün düşürecektir. 

          Sözlerime son verirken Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Gençliğe Hitabesi’’ ile ülkemizin, yurdumuzun bugünkü ahvalini nasıl da ön gördüğünü ve bizi uyardığını görmenizi ve anlamanızı diliyorum. 

          Ey Türk Gençliği!

            Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.

           Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dâhili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.Cebren ve hile ile aziz vatanın kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

              Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyeti'ni kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! 

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
Dogan     2018-05-15 Yazılarınızin devamıni dilerim
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X