Kentsel dönüşüm değil, Betonsal Dönüşüm


Bu makale 2017-10-23 03:58:34 eklenmiş ve 256 kez görüntülenmiştir.
Şuheda

           Son yıllarda kentsel dönüşüm sözünü çok sık duyuyoruz. Eski evleri yıkıp yerlerine sözde depreme dayanıklı modern(!) binalar yapılmak için başlatıldığı söylenen dönüşüm. Bu işi söyledikleri kadar masum ve iyi niyetle yaptıklarına inanmıyorum. Çünkü bu dönüşüm altyapı yeterliliği olup olmadığına bakılmadan plansız, programsız yapılmasının yanında sadece müteahhitlerin ve onlara bu dönüşümü yapabilmeleri için gerekli imzaları atanların kazançlı çıktığı yanlış bir uygulamadır.

         Mahalle sakinlerinin çoğunlukla birbirini tanıdığı, iki, üç en fazla dört katlı evlerin bulunduğu, çoğu evin küçükte olsa bahçesinin olduğu, bahçesinde ağaçları, çiçekleri olan sıcak mahallelerin yerini çok katlı, beton yığını gibi görünen, bahçesiz, soğuk yapılar aldı. Kentsel dönüşüm yapılan yerlerde artık mahallelerin o eski sıcak havasından eser yok. Önceden iki, üç katlı evlerde bir, iki aile yaşıyorken yerine yapılan beton binalarda en az yirmi aile yaşıyor. Hâl böyleyken önceden evin önüne bir iki otomobil park edilirken şimdi kentsel dönüşüm için yapılan binaların önüne en az on beş araba park ediliyor. Tabii ki sadece yıkılan bir ev için durum böyle. Peki, bir mahallede yıkılan onlarca evi düşününce bu tablo daha da korkunç bir hâl alıyor. Yıkılan küçük evlerin yerine yapılan binalarda oturan aile sayısı artınca aynı sokağa park eden araba sayısı da artıyor. Öyle ki sokakta kaldırımlarda dahi yürüyecek yer kalmıyor. Çünkü arabasını park edecek yer bulamayanlar, kaldırımlara otomobillerini park etmek zorunda kalıyorlar.

         Ayrıca yıkılan evlerin çoğunda küçük de olsa bahçeleri varken, onların yerine yapılan beton yığını binaların çevresinde bahçe olmadığı gibi mahallede ağaç ve çiçek dikilebilecek toprak alan da bırakmıyorlar. Çocukların güven içinde özgürce oynayabilecekleri alanlar ise hiç kalmıyor.

          İşte düşünülmeden plansız programsız bir biçimde yapılan kentsel dönüşüm insanların hayatını bırakın kolaylaştırmayı, güzelleştirmeyi tam aksine silsile hâlinde sorunlara sebep olmaktadır.

         Bu kentsel dönüşümle gerçekten halkın daha huzurlu, güvenli bir şekilde yaşaması, şehrin gelişim düzeyini artırmak amaçlansaydı şöyle yapılırdı: Öncelikle işinde uzman mimarlar, inşaat mühendisleri, çevre bilim uzmanları gibi alanında gerçekten başarılı olmuş kimselerle her türlü husus derinlemesine düşünülür, ihtiyaçlar eksiksiz tespit edilirdi. O mahallenin elektrik, içme suyu, kanalizasyon gibi ihtiyaçları için gerekli altyapı çalışması yapılırdı. Yapılması düşünülen binalar gerçekten hem depreme dayanıklı olacak kaliteli malzeme kullanılarak hem de tarihimize, kültürümüze yakışır bir estetik anlayışla yapılırdı. Her binanın altında o binadaki daire sayısınca otomobil park edilecek yer altı otoparkları olurdu. Böylece sokağa araba park edilmeyeceği için binaların çevresine bahçe için gerekli olan alan da rahatça açılmış olurdu. Binaların bahçelerine de en az o binalarda oturacak aile sayısınca ağaç dikilmesi zorunlu tutulabilirdi. Düşünsenize oturduğunuz binanın bahçesinde her ailenin dikili en az bir ağacı olacak. Mahalle planlaması yapılırken mutlaka çocukların güvenli şekilde oynayabilecekleri ağaçlarla, çiçeklerle dolu parkların yapılması zorunlu tutulabilirdi. Kaldırımları bütün yayaların özellikle de yürüme ve görme engelli vatandaşlarımızın rahatça geçebilecekleri şekilde düzenlenebilirdi. Evlerin geniş ve güzel balkonları olsa, herkes balkonunda çiçek yetiştirse, evler sadece barınmak için değil de huzurlu, mutlu, ferah ve keyifli yuvalar olacak şekilde tasarlansa işte o zaman böyle bir kentsel dönüşüm amacına uygun olurdu. Maalesef ki bu anlattıklarım günümüzün yöneticilerini düşününce çok ütopik kalıyor. Çünkü sadece kentsel dönüşümde değil; eğitimde, tarımda, hayvancılıkta, daha birçok alanda düşünülmeden, gerçek ihtiyaçlar tespit edilmeden, ileriyi göremeden yaptım oldu zihniyetiyle öyle çok yanlışın altına imza atıyorlar ki. Bu yanlışlara verilebilecek en isabetli örnek tarihi ve kültürel zenginliğiyle dünyada eşine az rastlanan ve dünyanın en önemli şehirlerinden biri olan İstanbul’u her geçen gün mantar gibi biten, birer ucubeye benzeyen kulelerle, gökdelenlerle doldurmaları. Mimar Sinan gibi bir dehaya sahip bir millet iken ne tarihimize sahip çıkabildik ne güzelim doğamızı koruyabildik. İstanbul’un tarihi ve kültürel dokusuna yakışmayan bu çok katlı ucubelerin yapılması için ruhsat veren duygusuz, estetik ve sanat anlayışından yoksun kimseler yüzünden şiir gibi güzel şehrimiz beton ve demir yığınına döndürülüyor. Sadece İstanbul’da değil birçok şehrimizde benzer durumlar söz konusu, şehirlerimiz beton yığını hâline getiriliyor. Güzelim ülkemizde ne tarım alanlarına sahip çıkabildiler, ne doğal hayvancılık için gerekli olan meralara ne tarihe ne de ormanlarımıza, yaylalarımıza… Bu ucubeleri dikenler ve bunlara ruhsat verenler; tarım alanlarını, meraları, ormanları imara açanlar, ülkemizdeki tarımı da hayvancılığı da bitme noktasına getirenler, tarihi ve kültürel mirasımıza sahip çıkmayanlar TARİH SİZİ AFFETMEYECEK.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Kemer Gözcü :: Antalya Kemer\\\'in Günlük Haber Portalı, Antalya Kemer\\\'den Haberler, Kemer Haberleri
© Copyright 2001 Kemer Gözcü. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Spor Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi