Advert
Anne Beni Olduğum Gibi Sev
Yılmaz KARAÖZ

Anne Beni Olduğum Gibi Sev

Bu içerik 233 kez okundu.
Advert

Yarenler, insanoğlu hayatın akışı sürecinde hep bir şeyleri ‘kendi dünyasınca’ yorumlama ve anlamlandırma çabası içerisinde yaşama gayreti içerisinde olagelmiştir. Sanki her şeyin en güzelini, en iyisini o biliyormuş gibi nasihatleri, hayata dair beylik sözleri hep vardır zihninin heybesinde.

Her şey onun kontrolünde olmalı ve en önemlisi her şeyi o doğru biliyor zannınca hareket eder yıllar yılı…Halbuki ne büyük bir yanlıştır içinde bocalandığı, bilemez…

Sanırım ‘ene’ nin o dipsiz kuyusunda kalmaya devam ettikçe de bilemeyecektir. Mesela, Bir anne, evladını ne zamanki ön yargılarından uzak, fıtratında yerleştirilenin gereğince bir yazgı ile hayatı kucakladığını idrak edemezse, daha ilk annelik dakikalarında başlar tüm zihninde yaza geldiği ezberlerin bozulma serencamı…

Evladını olduğu gibi, ‘yaratıldığı gibi’ değil, kendi istediği gibi, kendi doğrularının çerçevesinde oturtma çabası ile her adım attığında, onun yaradılışınca mevcut iradesini, zedelemekte, hayata onu hazırlayacak gücünü yitirmesine sebebiyet vermektedir…

Peki bunu bilinçli yapabilir mi vicdan sahibi olan bir anne? Pek tabii ki hayır... Bunu yapan annenin ihtimal, geçmiş yaraları, geçmişte yaşadığı aynı acı tecrübeler, onu bu noktaya sürüklemiştir. Peki nasıl bitecek bu zincirleme yanlışlar silsilesi? Hayatı doğal akışınca nasıl kucaklayacak insan? Kendi kemalatından bihaber iken bir anne, nasıl olur da evladını iyi ve kâmil terbiye edebilir?

Hiçbir şey için geç değil… Yeter ki yaralarımızı görebilmeyi göze alalım... Yeter ki niyet edelim… Yeter ki aynaya yüzümüzü dönelim…Hani denir ya, ‘çocuk büyütmek’…Çocuğu büyüten biz miyiz? Çocuğu büyüten, her şeyin hakiki sahibi Allah! Çocuğu emanet olarak verendir O…

Anne, mürebbisidir evladının… İlk öğretmenidir, sığınılacak yegane limandır… Anne şefkat güneşidir… ANNE, merhamet denizidir…Anne, günümüz dünyasının çokça sanallaşan, kalabalıklaşan gürültüsü içerisinde, evladını ne olursa olsun sevgi ile bağrına basmalı… Onun fıtratına özgü sergilediği, sergilemeye çalıştığı her bir duygusunu, sözünü dikkatle dinlemeli, onu tepeden değil, sözünün seviyesini, gözünün seviyesini dikkate alarak kucaklamalı…

İnanın bir yerlerde bir yanlış, bir aşırılık varsa, hep bizim ‘enemizin’ dayatması ile evlatlarımızın iradesini ezmememiz sonucu, bitmek bilmeyen dünya telaşımız arasında sıkışıp, yalnızlaşan o minik gönüllerin feryatları sonucu olmuştur. Sözün burasında kısa bir hikaye paylaşalım,

OYUNCAK: Bütün gün dışarıda çalışan karı-koca, küçük kızlarına yaş günü için bir hediye almak üzere oyuncakçı dükkanına girmişlerdi. Kadın, satıcı kıza: “Bakın” dedi. “Kızım bütün gün evde bakıcısıyla yalnız kalıyor. Öyle bir oyuncak istiyorum ki ona benim yokluğumu hissettirmesin.” Satıcı kız başını salladı: “Sizi çok iyi anlıyorum hanımefendi” dedi.

“Dükkanımız, bu bölgenin en zengin oyuncak çeşitlerine sahiptir. Size istediğiniz hemen her türlü oyuncağı verebilirim. Oyuncak ayılar, oyuncak askerler, itfaiyeciler, her türlüsünden oyuncak bebekler… Ancak oyuncak annemiz yok! Hiçbir zaman da olmadı, üzgünüm.” Alican TATLI

Yarenler, oysa çocuk pahalı elbise değil, oysa çocuk çikolata değil, oysa çocuk oyuncak değil, annesini, merhamet güneşini istemektedir. Annenin şefkat denizinde beslenen o yürek, hayatın zorluklarında dimdik durabilir. Ama yargılamadan, fıtratını incitmeden, onu, olduğu gibi kabul ederek…Olduğu gibi severek…

Muhabbetle kalın….

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X