AŞÇILAR NEREYE KOŞUYOR

‘’Hayat Koşusu’’ İnsanın geninde var koşmak. Bebeklikten başlar bir an önce yürümek için zorlarız bedenimizi, yürümeye başlar sonrasında koşmak için zorlarız. Bu koşu sonrasında hayatımızın bir parçası olmuştur. Bedensel güç artık hayat koşusuna dönüşmüştür. Kariyer, başarı, hedefler, liderlik vb. geçirdiğimiz evrelere baktığımız zaman da bunu en iyi şekilde görürüz, nereden nereye geldiğimizi, nerede olduğumuzu. Hayat felsefemizde başarı var ise bu koşu kaçınılmazdır.
Bu makale 2017-05-22 11:58:10 eklenmiş ve 1551 kez görüntülenmiştir.
Ali Rıza Dölkeleş

Her iş kolunda olduğu gibi aşçılık sanatında da bu böyledir. Koşmak hedeflerini iyi belirleyerek hedeften hiç sapmadan kendi yolunu belirleyip koşmak, mücadele etmek. Daha dün gibi hatırlıyorum çıraklık günlerimi o mavi renk komi kıyafetinden ne zaman kurtulup, ne zaman beyaz aşçı gömleği giyeceğim diye içim içimi yerdi. Ustama sorardım ‘’Şefim ne zaman beyaz gömlek giyeceğim diye sorduğumda, ustamdan gelen yanıt zamanı geldiğinde sen hiç farkında olmadan üzerinde görürsün demiş idi.’’ O zamanki hedef bir an önce o canım beyaz aşçı gömleğini giymek idi. Evet şimdi daha iyi anlıyorum, hedeflerimizde böyle işimizi başarı ile yaptığımızda yılmadan usanmadan bu hayat koşusunu sürdürdüğümüzde biz hiç farkında olmadan başarılar, kariyerler kendiliğinden peşimiz sıra bizi bulacaktır.

‘’ Koşmadan istemeden mücadele etmeden yerimizde sayarak başarı beklenemez’’

Gastronomide Aşçılarımızın geldiği nokta tartışmasız başarılıdır. Geçmişimize baktığımızda teknolojinin getirmiş olduğu imkânları en iyi şekilde değerlendirmiş adapte olmuşuz. İletişimi, günümüz ekipmanlarını çok iyi bir şekilde mutfağımıza katmışız. Kim derdi ki mutfakta bilgisayar olacak. Bundan on- onbeş sene önce istenilse hadi canım ne işin var bilgisayar ile denilirdi. Ama şimdi vazgeçilmez ekipmanların başında geliyor hatta fırına bağlantı kurarak Haccp gerektirdiği pişirme derecelerini zamanını ve saati pirintaut alıyor. Aşçılık sanatında her evremizde kendimize bir hedef koymamız gerekir, evet ben şef oldum artık son nokta burası diye düşünmemek gerekir.

Türk Aşçılarını ve Mutfağını Avrupa normlarına taşıyacak isek bu hedeflerimizden vazgeçmemek gerekir. Bunun içindir ki geçmiş dönemlerde sunumlar, yarışmalar düzenledik. Bu yarışmaların amacı kim iyi kim  kötü değil tamamen Türk Mutfağı ve Aşçılarımızı gündemde tutmak.Yenilikler yaratmak,yerinde saymamak Biz Mutfak Sanatçıları hedeflerimizden sapmadan bu koşuya devam etmek dileğim ile..

 

‘’ Mutfaktaki Meslek Ahlakı’’

 

Aşçılık sanatında hiçbir meslek dalında göremediğimiz saygı sevgi vardır o da ‘’usta – çırak ‘’ ilişkisidir. Çırak için ustası kutsaldır, vazgeçilmezidir. Şöyle baktığımızda kariyerimiz, sanatımız, mesleki ahlakımız, maddi manevi almış olduğumuz değerler hep ustamızın sayesinde değilmidir. Usta her zaman için ustadır. Şu an geldiğimiz noktada belki ustamızdan çok daha iyi yerlere gelmiş olabiliriz ama nihayetinde bu başarıda ustamızın payı yokmudur? Ustamın bana söylemiş olduğu bir söz vardır ‘’ Rıza oğlum ben soğanı patatesi senin önüne koydum bundan sonrası sana kalmış’’ sözü hala aklımdadır. Ustamızı unutmamak gerekir, unutmayalım ki bizim de yetiştirmiş olduğumuz çıraklarımızdan, Aynı sevgi, saygı ve değeri onlardan bekleyelim.

 Bizi sanatkâr yapan mesleğimizde almış olduğumuz ahlaki değerlerdir. Her kişi aşçı olamaz bu ayrı bir meziyettir.

                                                                                                

 

‘’Sevdiğim Sözler ‘’

Günlerden bir gün, köylerden birinde, adamın birinin eşeği, kuyunun birine düşmüş.
Niye düşer, nasıl düşer sormayın. eşek bu. düşmüş işte. Belki kör bir kuyuydu, ağzı tahtayla kapatılmıştı belki, üzerine de toprak dökülmüştü.
Zamanla tahta çürüdü, zayıfladı, toprakta biten otları yemek isteyen eşeğin ağırlığını çekemedi ve güm aşağı..…
Hayvancık saatlerce acı içinde kıvranmış, kendi dilinde bağırıp durmuş.Sesini duyan sahibi gelip bakmış ki vaziyet kötü.
Zavallı eşeği kuyunun dibinde melul mahzun bakınıyor. Üstelik yaralanmış.
Karşılaştığı bu durumda kendini eşeği kadar zavallı hisseden adamcağız köylüleri yardıma çağırdı. Ne yapsak, ne etsek, nasıl çıkarsak soruları havada kalmış.
Sonunda karar verilmiş ki kurtarmak için çalışmaya değmez.  Tek çare, kuyuyu toprakla örtmek.
Ellerine aldıkları küreklerle etraftan kuyunun içine toprak atmaya başlamışlar.  Zavallı hayvan, üzerine gelen toprakları, her seferinde silkinerek dibe dökerek,
ayaklarının altına aldığı toprak sayesinde her an biraz daha yükselerek sonunda yukarıya çıkmış.
Köylüler ağzı açık baka kalmış.
Hayat, bazen bizim de üzerimize abanabilir. Zorluklar olabilir..
Kalbimizin en iyi isteklerini çalmak, negatif olmak gibi kötü alışkanlıkları olan, toz toprakla üzerinizi örtmeye çalışanlar da olur…
Bunlarla baş etmenin tek yolu, ağlayıp sızlanmak değil, ‘’düşünüp silkinmek’’ ve  ‘’kendi gücümüzü kendimize hatırlatmaktır.’’

….Kör kuyuda olsak bile …

Ali Rıza DÖLKELEŞ

Limak Limra Hotel

Mutfak Yöneticisi – Food EDITOR

chefard@hotmail.com

www.chefard.com

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
e-sgk.co e-anindakredi hizlipro dizi izle Antalya escort
Arşiv Arama
- -
Anket
Kemer Gözcü :: Antalya Kemer\\\'in Günlük Haber Portalı, Antalya Kemer\\\'den Haberler, Kemer Haberleri
© Copyright 2001 Kemer Gözcü. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Spor Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi