Nişanın Bozulması ve Tazminat

Türk örf ve adetleri gereği evliliğe adım atacak kişiler, söz verme niteliği taşıyan evlilik öncesi döneme ilişkin olarak nişanlanma adı altında ön birliktelik kurarlar. Halkımızda yerleşmiş olan bu örf gereği Türk Hukuku da toplumun sistematiği gereği buna nişanlanmaya ve nişanlılık sürecine ilişkin yasal düzenlemelere yer vermiştir. Nitekim Türk Medeni Kanunumuzun Evlilik Hukuku’na dair ikinci kitabında 118. madde ve devamında nişanlılık düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunumuzun 118. maddesine göre ‘nişanlanma, evlenme vaadiyle olur’ denilerek kişilerin Türk Hukuku bağlamında ne şekilde nişanlı sayılacakları belirtilmiştir.
Bu makale 2016-09-04 19:04:50 eklenmiş ve 731 kez görüntülenmiştir.
Av. Ertuğrul Yalçın

Türk örf ve adetleri gereği evliliğe adım atacak kişiler, söz verme niteliği taşıyan evlilik öncesi döneme ilişkin olarak nişanlanma adı altında ön birliktelik kurarlar. Halkımızda yerleşmiş olan bu örf gereği Türk Hukuku da toplumun sistematiği gereği buna nişanlanmaya ve nişanlılık sürecine ilişkin yasal düzenlemelere yer vermiştir. Nitekim Türk Medeni Kanunumuzun Evlilik Hukuku’na dair ikinci kitabında 118. madde ve devamında nişanlılık düzenlenmiştir. Türk Medeni Kanunumuzun 118. maddesine göre ‘nişanlanma, evlenme vaadiyle olur’ denilerek kişilerin Türk Hukuku bağlamında ne şekilde nişanlı sayılacakları belirtilmiştir.

Medeni Kanun md. 118/1’deki tanıma göre nişanlanma evlenme vaadidir. Evlenmek isteyen çiftlerin evlenmeden önce geçirdikleri bir aşamaya nişanlılık dönemi diyoruz. Her toplumda bu müessese olmasına rağmen hepsinin bu müesseseye aynı anlamı verdiğini söyleyemeyiz. Medeni Kanunumuz, Alman ve İsviçre Medeni Kanunlarında olduğu gibi nişanlılığı hukuki bir kurum olarak düzenlemiş ve hükümler getirmiştir. Nişanlanma kadın ve erkeğin karşılıklı evlenme vaadinde bulunduğu hukuki bir işlem iken; nişanlılık bu hukuki işlem sonucu içinde bulundukları durumdur.

Nişanlanmanın hukuki niteliği tartışmalıdır. Bu konudaki üç görüş şöyle sıralanabilir: 1. Nişanlanma bir sözleşme vaadidir, 2. Nişanlanma bir karardır(aynı yönde irade açıklandığından hareketle), 3. Nişanlanma bir sözleşmedir(aile hukukuna ait bir sözleşme niteliğinde).

Nişanlanmanın 2 temel unsuru bulunmaktadır. Birincisi karşılıklı evlenme vaadi içermesi; ikincisi ise vaatte bulunanların karşı cinsten olmasıdır.

Nişanlanmanın geçerlilik şartları ise; iki tarafın da nişanlanmanın sonuçlarını anlayabilecek derecede ehliyete sahip olmaları, her hukuki işlemde olduğu üzere yapılan hukuki işlemin emredici hukuk kurallarına ahlak ve adaba aykırı olmaması ve evlenmenin imkansız olmaması, muvazaasız bir işlem olması, kurucu iradelerin sakatlanmamış olması şeklinde sıralanabilir. Geçerlilik şartlarını taşıyan bir nişanlanmanın şart ve süreye bağlanması mümkündür.

Nişanlılığın varlığı ve geçerliliği için aranan şartlar gerçekleştiğinde, nişanlılığın hükümsüzlüğü söz konusu olur. Bu durumda MK.’da sayılan sona ermeye ilişkin hükümler uygulanmaz.

Ülkemizde her nişanlanma evlilik ile sonuçlanmamakta, evlilik ile sonuçlanmayan nişanlanma evresi ise tarafları maddi ve manevi açıdan yıpratmaktadır. Halk arasında nişanın atılması, nişanın bozulması şeklinde ifade edilen bu durumlarda yörenin adetine göre taraflar maddi açıdan kayba uğramakta, özellikle kadınlar ise manevi açıdan çöküntüye uğramaktadırlar.

 

NİŞANLAMANIN GEÇERLİLİK ŞARTLARI

Nişanlılığın sona erme halleri

Evlenme

Tarafların anlaşması

Bozucu şartın gerçekleşmesi

Evlenmenin imkansızlaşması

Kesin bir evlenme engelinin meydana gelmesi

Nişanı bozma

Nişanlanmadan Doğan Haklar

Bunun haricinde kanun koyucu nişanlılık kurumunu farklı bir yere koyarak evlilik ilişkisine yakınlaştırmaya çalışmıştır. Nitekim nişanlılık içerisinde olan kişilerin sahip olacağı haklar bakımından bu husus açıkça görülecektir. Nişanlanmadan doğan hakları şu şekilde sıralamak yerinde olacaktır :

Nişanlanma sürecinde veya nişanın bozulması ile birlikte müşterek (ortak) bir çocuğun meydana gelmesiyle birlikte ‘evlilik dışı çocuğun nesebinin düzeltilmesi’ ne yönelik dava açılabilecektir. Bununla birlikte babalık davası da açma hakkı doğacaktır.

Destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat isteme hakkı

Mal rejimi sözleşmesi yapma hakkı

Tanıklık yapmaktan kaçınma hakkı vb.

Görüldüğü üzere nişanlanma dolayısıyla tarafların hukuki statüleri değişmekte ve taraflar evlilik birliğine hazırlanmaktadır. Her ne kadar Medeni Kanunumuz bu şekilde düzenlemeler gerçekleştirmiş olsa da uygulamada verilmiş bazı kararları tartışmalıdır.

 

Nişanı bozma (tek taraflı olarak sona erdirme, nişanlanmadan dönme)

Nişanı bozma, nişanlılardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla nişanlılık ilişkisine son vermesidir. Bu irade açıklaması nişan yüzüğünün karşı tarafa iadesi ya da nişanlılığın bittiğinin direkt olarak söylenmesi hallerindeki gibi açık yahut nişanlının bir başkasıyla evlenmesi, haber vermeden başka bir şehre yerleşmesi durumlarındaki gibi örtülü de olsa gerçekleşmiş sayılacaktır.

Nişanın bozulması, bozan tarafın dayandığı gerekçeye göre haklı sebeple nişan bozma ve haklı bir sebep olmadan nişan bozma olarak ikiye ayrılır. Her iki halde de nişanlanmanın bozulması yönünden bir fark yoktur, yalnızca tazminat ödenip ödenmemesi hususunda fark yaratır. Nişan bozma iradesi bir kere kullanıldıktan sonra geri alınamaz, tekrar nişanlanma iradesi gösterilmesi durumunda yeni bir nişanlılık ilişkisi kurulacaktır.

Nişanın Bozulmasının Sonuçları (Nişanın Atılması, nişanın bozulması)

Nişanın bozulmasıyla birlikte taraflar maddi ve manevi açıdan sıkıntıya girecek, belki de yaşantıları boyunca bu manevi çöküntünün etkilerini hissedecekler. İşte bu nedenle Türk Medeni Kanunu, nişanın bozulması neticesinde taraflara maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı tanımıştır. Türk Medeni Kanunumuzun 120. maddesi maddi tazminatı düzenlerken 121. maddesi de manevi tazminatı düzenlemiştir.

Nişanın Bozulması Nedeniyle MADDİ TAZMİNAT

Türk Medeni Kanunumuzun 120. maddesine göre ‘nişanlılardan biri haklı bir sebep olmaksızın nişanı bozduğu veya nişan, taraflardan birine yükletilebilen bir sebeple bozulduğu takdirde; kusuru olan taraf, diğerine dürüstlük kuralları çerçevesinde ve evlenme amacıyla yaptığı harcamalar ve katlandığı maddi fedakarlıklar karşılığında uygun bir tazminat vermekle yükümlüdür. Aynı kural nişan giderleri hakkında da uygulanır’ diyerek kanunumuz kusurlu olan taraftan maddi tazminat talep edilmesinin önünü açmıştır.

Yine Türk Medeni Kanunu 120. maddesinde dava açma hakkını yalnızca nişanı atılan kişiye değil onun anne ve babasına da tanınmıştır. Dava açmaya hakkı olan kişinin anne ve babası da nişan masraflarını talep edebileceklerdir. Nişanın atılması nedeniyle maddi tazminat davasının açılması için bazı şartların varlığı gerekmektedir. Bu şartlar :

Nişanlılık, tek taraflı irade beyanı ile sona erdirilmelidir. Tarafların karşılıklı anlaşarak nişanı sona erdirmeleri halinde herhangi bir tazminat hakkından söz edilemeyecektir.

Davacı, nişanın bozulması dolayısıyla maddi bir zarara uğramış olmalıdır.

Nişanlılık, haksız bir sebeple bozulmalıdır.

Nişanın bozulması ile meydana gelen maddi zarar arasında illiyet bağı olmalıdır.

 

Nişanın Bozulması Nedeniyle Açılacak Maddi Tazminat Davasında Taraflar

Nişanlılık ilişkisinin sona ermesiyle birlikte maddi tazminat davasını açacak davacı; haksız bir şekilde nişanlılık ilişkisi sona erdirilmiş olan ve maddi zarara uğrayan nişanlı kişi olacaktır. Bunun haricinde nişanlı kişinin anne ve babası da maddi tazminat davası açma hakkına sahiptirler.

Nişanın bozulması nedeniyle açılacak maddi tazminat davasında davalı kişi, haksız bir nedenle nişanı bozan, nişanı atan kişidir. Şayet bu kişi ölmüş ise bu dava onun mirasçılarına karşı açılabilecektir.

Zamanaşımı

Nişanın bozulması nedeniyle maddi tazminat davası açmak isteyen davacılar, nişanın bozulması tarihinden itibaren 1 yıl içerisinde davalarını açmak zorundadır, aksi halde 1 yıllık sürenin geçmesi ile dava hakkı zamanaşımına uğrayacaktır.

Nişanın Bozulması Nedeniyle MANEVİ TAZMİNAT

1) Nişanlanma akdi, tek taraflı irade beyanı ( Bozma) ile sona erdirilmelidir.
Nişanlılığın ölüm ile sona ermesi ya da her iki tarafın anlaşarak nişanlılığı sona erdirmeleri halinde manevi tazminat talep edilemez. Ayrıca manevi tazminat isteyen nişanlının maddi tazminat isteme hakkının bulunup bulunmaması önemli değildir. Zira bu davalar birlikte açılabileceği gibi ayrı ayrı da açılabilir.
2) Tazminat isteyen nişanlının kişilik hakkı bir zarara uğramış olmalıdır.
Nişanın bozulması sebebiyle manevi tazminatı haklı gösterecek şekilde bir kişilik hakkı ihlalinin söz konusu olması halinde, kişilik hakkı zedelenen nişanlı diğer nişanlıdan manevi tazminat talep edebilir. Özellikle nişanlının terk edilmesi, onun şerefini yaralıyor ve çevresinde küçük düşürüyorsa kişilik hakkının zarara uğradığı söylenebilir. Manevi tazminatı haklı kılacak olay, nişanlının sağlığının bozulması ya da tehlikeye düşmesi de olabilir. Örneğin; nişanın bozulması sonucunda nişanlının depresyon geçirerek uzun süre tedavi edilmek zorunda kalması manevi tazminat talebini haklı gösterebilir. Yargıtay’a göre, sırf nişanlılığının uzun sürmüş olması, manevi tazminat istemek için yeterli değildir. Fakat küçük bir yerde nişanın bozulması, kız için manevi tazminat istemeyi gerektirecek şekilde manevi zarara yol açar.
4) Davalının kusurlu olması
MK. md. 121’e göre; manevi tazminat ödemesi gereken nişanlının kusurlu olması gerekmektedir. Nişanın haklı sebep olmadan bozulması, nişanın bozulmasına kusuru ile sebep olması durumunda kusurun varlığı kabul edilebilir.
Manevi tazminat talebinde bulunan nişanlının kusuru ile ilgili doktrinde tartışmalar mevcuttur. Şöyle ki; bazı yazarlar, Eski MK. md. 85’ten farklı olarak MK. md. 121’in, manevi tazminat isteyen nişanlının kusursuz olmasını aramadığını, dolayısıyla söz konusu nişanlının artık hiç kusurunun bulunmamasının aranmayacağını ve bu bağlamda kusurunun diğer nişanlınınkinden daha az olmasının yeterli olacağını savunmaktadırlar. Buna göre; manevi tazminat isteyecek olan nişanlının ya hiç kusuru olmayacak ya da kusuru diğer nişanlının kusurundan daha az olacak, bir diğer ifadeyle kendisinden manevi tazminat istenen nişanlının kusurlu davranışı ile manevi zarar arasındaki illiyet bağını kesecek kadar ağır olmayacaktır. Fakat doktrinde bazı yazarlar ise, manevi tazminat talebinde bulunan nişanlının zararın ortaya çıkmasında hiç kusurunun bulunmaması gerektiğini savunmaktadırlar.

Yukarıdaki şartların mevcut olması halinde, zarara uğrayan nişanlı diğer nişanlıya karşı manevi tazminat davası açabilir. Nişanlının sınırlı ehliyetsiz olması halinde, manevi tazminat isteminin kişiye sıkı sıkıya bağlı bir hak olması sebebiyle, söz konusu davanın açılması için yasal temsilcinin izni gerekmez. Fakat tam ehliyetsiz olan nişanlı için, istisnaen yasal temsilcinin dava açabileceğinin kabul edilmesi gerekir. Zira nişanın bozulmasından dolayı kızın duyduğu üzüntü dolayısıyla ayırt etme gücünü kaybetmesi halinde, yasal temsilcinin manevi tazminat davası açamayacağını kabul etmek, kanunun amacı ve adaletle bağdaşmaz. Ayrıca şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki; maddi tazminattan farklı olarak, manevi tazminat isteme hakkı sadece nişanlılara tanınmıştır. Bu bağlamda nişanlıların ana ve babaları ya da onlar gibi hareket edenler, nişanın bozulması sebebiyle MK. md. 121’e göre manevi tazminat talep edemezler. Manevi tazminat davası, nişanın sona ermesini takip eden 1 yıl içinde açılmalıdır. Aksi takdirde dava zamanaşımına uğrar. Dava açılmışsa hakim uygun bir tazminata hükmeder. Tazminata sadece para olarak karar verilir. Dolayısıyla para yerine başka bir manevi tazminat türüne hükmedilemez ( örneğin; kınama, özür dileme).

Nişanın Bozulması Nedeniyle Açılacak Manevi Tazminat Davasında Taraflar

Nişanın bozulması nedeniyle açılacak manevi tazminat davalarında davacı ; nişanın bozulması nedeniyle kişilik hakları ihlal edilen ve manevi açıdan zarar gören nişanlıdır. Nişanı bozulan kişinin ölmesi halinde mirasçıları manevi tazminat dava açamayacaklar fakat açılmış manevi tazminat davasını devam ettirebileceklerdir.

Nişanın bozulması nedeniyle açılacak manevi tazminat davasında davalı ise ; nişanı haksız yere bozan ve kişilik haklarını ihlal eden nişanlıdır. Davalı sıfatı yalnızca bu kişiye ait olacak, şahsın annesi veya babası davalı sıfatı ile yargılanamayacaklardır. Nitekim Yüksek Mahkeme de buna dair karar vermiş olup nişanı bozan tarafın anne ve babasının davalı sıfatını taşıyamayacaklarını belirtmiştir.

Zamanaşımı

Nişanın bozulması nedeniyle açılacak manevi tazminat davası nişanın bozulmasından itibaren 1 yıllık sürenin geçmesiyle zamanaşımına uğrayacaktır.

 

HEDİYELERİN GERİ VERİLMESİ DAVASI

“Nişanlılık evlenme dışındaki bir sebeple sona ererse, nişanlıların birbirlerine veya ana ve babanın ya da onlar gibi davrananların, diğer nişanlıya vermiş oldukları alışılmışın dışındaki hediyeler, verenler tarafından geri istenebilir.
Hediye aynen veya mislen geri verilemiyorsa, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulanır.”

Hediye, nişanlanma ve nişanlılık dolayısıyla, bir nişanlıya verilen ve ekonomik değeri olan her türlü kazandırmadır. Bu kapsama, nişan yüzükleri, mücevher, çeşitli eşya, para vs. hediye girer. Nişanlıların birbirlerine verdikleri mektup ve fotoğrafların hediye sayılıp sayılmayacağı hususu doktrinde tartışmalı olmakla beraber, baskın görüş, hediye sayılmayacağı yönündedir. Zira, mektup ve resimler alışılmışın dışında hediye sayılmazlar, üstelik maddi değerleri de bulunmamaktadır.
Hediyelerin geri istenebilmesi için, kanuna göre şu koşulların varlığı gereklidir:
1)Hediye nişanlılık dolayısıyla verilmiş olmalıdır.
Hediyenin geri istenebilmesi için, mutlaka nişanlılık dolayısıyla verilmiş olması gerekir. Bu bağlamda hediye, nişanlanma sırasında verilmiş olabileceği gibi nişanlılık devam ederken de verilmiş olabilir. Başka bir sebeple verilen hediyelerin geri istenmesi, bu kapsamda mümkün değildir.
2)Geri istenecek hediyenin alışılmışın dışında olması gerekmektedir.
Hangi hediyelerin alışılmış dışı sayılacağı hususu, yerel örf ve adet, tarafların sosyal durumlarına bakılarak hakim tarafından takdir edilir. Hediyenin bedelinin çok yüksek olması onun alışılmışın dışında bir niteliğe sahip olduğu yönünde karine teşkil eder. Yargıtay’ın son kararlarına göre; mahkeme bu konuda bilirkişiye başvurabilir.
3)Nişanlılık, evlenme dışında bir sebeple sona ermiş olmalıdır.
MK. md. 121’e göre; nişanlılık yalnızca evlenme ile sona ermişse hediyelerin geri istenmesi söz konusu olmaz. Buna karşılık, nişanlılık, ölüm, gaiplik, anlaşma ile ya da nişanın bozulması sonucu sona ermişse hediyeler geri verilecektir.

Ayrıca şu hususu da önemle vurgulamak gerekir ki; tazminat taleplerinden farklı olarak, hediyelerin geri istenmesi, kusurlu olma şartına bağlanmadığı için, nişanın bozulmasında kusurlu olan nişanlı ( ana babası ya da onlar gibi hareket edenler) da kusuruna rağmen verdiği hediyelerin iadesini talep edebilir.
4) Hediyelerin iadesi, nişanlı, ana babası ya da onlar gibi hareket edenler tarafından talep edilebilir.
Hediyenin geri istenebilmesi için bu kişilerin, diğer nişanlıya alışılmışın dışı hediyeler vermeleri gerekir. Ayrıca, MK. md. 122 dışında kalan kimselerin nişanlılara, nişanlıların birbirlerinin hısımlarına verdikleri hediyeler ile nişanlıların hısımlarının birbirlerine vermiş oldukları hediyeler MK. md. 122 kapsamında istenemez. Bu şekilde verilenlerin geri istenip istenemeyeceği hususu bağışlama ve sebepsiz zenginleşme kurallarına göre belirlenir.
Uygulamada sıkça karşılaşılan başlık parası adı altında verilen para ya da eşya, bir nişanlı tarafından diğer nişanlıya ya da onu temsilen babasına ya da başka bir kimseye verilmişse, bunların MK. 122 kapsamında geri istenmesi mümkündür. Fakat bir nişanlı ya da ana babasının diğer nişanlının ana ve babasının şahsına verdiği para ya da mallar hakkında MK. md. 122’nin uygulanması mümkün değildir. Zira nişanlılığın sona ermesi halinde bu paralar ya da mallar ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri istenebilir.

Davacılar, hediyenin aynen geri verilmesini isterler; eğer hediye aynen mevcut değilse mislen ödenmesini ister. Hediyeler mislen de geri verilemiyorsa, bu durumda hediyenin karşılığı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre talep edilir. Buna göre; eğer kişi, kendisine verilen hediyeyi, iyi niyetle elden çıkarmışsa, hiçbir iade borcu yoktur. Fakat iyi niyetle de olsa elden çıkan şeyin karşılığında malvarlığına başka bir şey girmişse, malvarlığındaki bu değer artışı oranında iade yükümlülüğü devam eder. Hediye kötü niyetle elden çıkarılmışsa, malın değerini iade ile yükümlüdür ( MK. md. 122/II). Şunu da belirtelim ki; geri verme borcuna sebepsiz zenginleşme kuralları ancak, hediye ister gayri misli ister misli olsun hiçbir şekilde aynen ifa edilemiyorsa uygulanacaktır. Örneğin; nişanlı kendisine verilen Cumhuriyet altınlarını bozdurmuş ve harcamışsa iadesi talep edildiği zaman piyasadan bunu temin edip geri verecektir, yoksa parasını vermekle yetinmeyecektir.

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Kemer Gözcü :: Antalya Kemer\\\'in Günlük Haber Portalı, Antalya Kemer\\\'den Haberler, Kemer Haberleri
© Copyright 2001 Kemer Gözcü. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Spor Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi