Advert
Toplumda oluşan yeni düşünceler...
Yılmaz KARAÖZ

Toplumda oluşan yeni düşünceler...

Bu içerik 61 kez okundu.
Advert

Yarenler, bu hafta kin, nefret ve sevgi konusunu işleyecektim. Ama toplumumuzu saran bu sevgisizliğin nereden geldiğini araştırmak aklıma düştü. Ebeveynlik konusunda düşüncelerin epey zamandır değiştiğini gördüm. Nedenleri ayrı bir tartışma konusu olsa da, “Tek ebeveynlilik” havuzu tehlikeli bir şekilde giderek büyümektedir. Eşlerden birisinin bir şekilde aileden ayrılması ile başlayan bu süreci hepimiz biliyoruz.

 

Tehlikeli olan, anne-babası olup da tek ebeveynlilik olgusu ile yaşamaya başlayan çocukların durumudur. Doğumla birlikte başlayan süreçte annenin bebek ve çocuk algısındaki yanlışlıklar, bu düşüncenin oluşmasını tetikleyebilir.

 

Annenin ”Bu çocuğu ben doğurdum” söylemi ile başlayan bilinçaltı kabullenişle baba, dışlanmaya başlanmış demektir. Bu durumda baba, bebeği ile daha çok zaman geçiren ve bütün ilgisini ona yoğunlaştıran anneden uzaklaşmaya ve bu ikisini, görünürde olmasa da, baş başa bırakmaya başlayacaktır.

 

Cesur anne (!), bundan böyle dünyanın en zor işi olan çocuk büyütme işini, severek tek başına üstlenecektir. Baba bu duruma artık çoktan razıdır, sorumsuzluk onun da işine gelecektir. Aslında kendisinin üstlenmesi, en azında ortak olması gereken çok ağır bir sorumluluğu anneye “postalamış” olacaktır. Babanın keyfi yerindedir, gereksinimler için “ne kadar para” diye soracak, istenenden de fazlasını verip, kendini dışarı atacaktır.

 

Eldeki çocuğu, bundan böyle tek ebeveynli bir hayat beklemektedir. Baba olaylara  karşı pasif bir izleyici konumdadır, anne bütün “haşmeti” ile olayları ve bu arada çocuğu yönetmektedir.  İlk yıllar sorunsuz gibi gözükse de, onlu yaşlardan sonra anne-merkezli bir çocuğu , bir kaç yıl sonra ağır bir dönem beklemektedir: Ergenlik dönemi… Artık eskisi gibi paralel düşünmeyen, sıkça kavga eden bir ikili ve onları kenardan seyreden bir baba  üçlüsü oluşmuş durumdadır. Peki; her şey böyle mi olmalı idi? Yıllar önce dünyaya gelişi ile mutluluk kaynağı oluşturan bu minik, şimdilerde baş edilemeyen bir ergene nasıl dönüşmüştü? Bu durum, “geçmiş olsun”u hak eden en zor durumlardan biridir.

 

Peki ne yapılmalı idi? Anne daha ilk günden, bu ağır taşın altına babanın elinide ısrarla istemeliydi. Babanın hızla oluşan bu “yeni kişiliğe”, “soğuk kanlı, daha gerçekci, yapıcı / yönlendirici katkısı” devreye sokulmalıydı. Hatta anne, ağır hayat koşulları ile mücadele ederken, çocuk büyütmedeki sorumluluğun önemli bir kısmını babaya devretmeli idi.

 

Baba bu sorumluluğu iliklerine kadar hissetmeli ve bir ibadet aşkı içinde yerine getirmeliydi. Sonuçta ergenliğe  girerken, karakteri iki güçlü el tarafından oluşturulan, kendisi ve etrafı ile barışık, öz güveni yüksek ve zihinsel olarak da çok yararlanılabilen bir genç oluşacaktı.

 

Sevgili anneler, henüz zaman varken; babayı bu sorumluluğa ortak etmeye ve keyfine düşkün bu potansiyel insandan (babadan) sonuna kadar yararlanmaya ne dersiniz? Yoksa bu topluma faydalı değil,öfkeli bir nesil teslim ederiz. Sevgi dilini bilmeyen,sevmeyi beceremeyen, kin dolu gönüller oluştururuz. Halinden hiç memnu olmayan, hiçbir şeyi beğenmeyen,nefret dolu zihinler oluşturmuş oluruz. Aileyi korumakla bu sevgi dilini yaygınlaştırabiliriz. Tek kanatlı kuş uçmaz yarenler. Gönlü geniş, kalbi munis, aklı berrak bir nesil istiyorsak, sevgi tohumlarını saçmalıyız. Muhabbetle kalın…

 

Not: Şehit görevlilere Allah’tan rahmet diliyorum. Gözü yaşlı ailelerine sabr-ı cemil temenni ediyorum.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X