İlkbahar terapisi

“Keşke”lerimin ardından el sallasak birlikte, hafifler belki sırtımdaki ağırlığım. Tut elimi, n’olur bu sefer geride kalma. Hissettir bana tabiatın tatlı uyanışını. Çok zannettiğim varlığımın yok olacağını anlat bana. Anlat ki toprağa karışsın bitmek bilmez telaşlarım. Belki bu ilkbahar, seninle birlikte, gerçekten yaşamaya yeniden başlarım, mutluluğa ulaşırım…
Bu makale 2015-04-28 06:34:03 eklenmiş ve 1539 kez görüntülenmiştir.
Yılmaz KARAÖZ

Hadi, tut elimden RUHUM, çıkalım dışarıya. Bu sefer bekleyeceğim, söz… Sen nefes nefese baka kalmışken arkamdan, ben koşturuyor olmayı kâr saymayacağım. Haydi, uzattım elimi, diğer elim boş… Bak başka şeyle meşgul değilim bu sefer, inan bana.tut n’olur, beni bana bırakma, beni yalnız bırakma. Dünden biriktirdiğim telaşlarımı hoş gör. Sen bakma benim şu uslanmaz aceleci yanıma. Tut elimi ve yavaşlat beni, hadi bu sefer sen gezdir, benim “hadiii” dememe aldırma.Göster bana, yağmuru demlendiren ıslak çimenlerin koyu rengini. Çay yerine yağmur kokusu çekelim içimize bu sefer, yudum yudum tadalım bereketin keyfini. Dokunalım seninle, kuzey yamaçlara yayılan çiçeklerin rengarenk sabırlı tenine.

Hoş bir filme dalarmışçasına, bakakalalım bir köpeğin açken bile sakince süt içişine. Şahitlik edelim, yeşillenen yapraklarını usulca salıveren ıhlamur ağacının, ‘artık şenlenme zamanı’ dercesine dallarını indirişine. Gel, hadi, götür beni dışarıya… Kalsın bütün işler bugün, düşünceler biraz beklesin. Ben hızlandıkça sen çek beni kolumdan, durdur beni… Yoruldum sürekli konuşmak zorunda hissetmekten, sustur beni… Gel hadi korkmayalım bu sefer, güneşten.Saklanacaksak eğer, gül dallarının altına sokalım başımızı. Öyle eğilelim ki sığabilmek için altına, bütün varlığım küçülsün. Durayım biraz ki; cümlelerimdeki ardı sıra virgüller, biraz da üç noktaya dönüşsün. “Ama”larımı kovalım hadi, durulur belki o zaman savunmacı tarafım.

“Keşke”lerimin ardından el sallasak birlikte, hafifler belki sırtımdaki ağırlığım. Tut elimi, n’olur bu sefer geride kalma. Hissettir bana tabiatın tatlı uyanışını. Çok zannettiğim varlığımın yok olacağını anlat bana. Anlat ki toprağa karışsın bitmek bilmez telaşlarım. Belki bu ilkbahar, seninle birlikte, gerçekten yaşamaya yeniden başlarım, mutluluğa ulaşırım…

İYİ PUAN ALMAK YETERLİ Mİ?

Annesi “Konuşmuyor,” dedi gözyaşları içinde.“Okuldan gelince yemeğini yiyip yatıyor ve sabah yine hiç konuşmadan okula gidiyor, “Sınavdan beri böyle…” İçimde sebebini bilemediğim bir yangın çıktı sanki… Sanki bir yerlerden yarama dokundu duyduklarım… Hiç birşey yapamayacak olsam bile kapandığı dünyanın düğümlerini çözebilmek istedim… Gözyaşlarını ellerimle silebilmek, “Yalnız değilsin güzel kardeşim” deyip, hemhâl olabilmek istedim çaresiz yüreğine… “Bir konuşsam, acaba kabul eder mi?” dedim… Bir terapist değildim… Hani damdan düşen birinin başına toplanmışlar, “Tez, damdan düşen birini getirin, halimden ancak o anlar” demiş ya… İşte onun misali ben de anlardım halinden. Kaç defa düşmüştüm o damdan…

Körelen yeteneklerimin, yanlış seçimlerimin, boş bilgilerle doldurulan beynimin sorumlusu olan eğitim sisteminin içimde açtığı yaraları anlatmalıydım ona. Suçun her şeye rağmen başarmak için savaş veren kendinde olmadığını bilmeliydi.Bu sistem içinde alamadığımız puanların bizi hayatta başarısız kılmayacağını; aldığımız derecelerin de hayattaki tek başarı olmadığını anlatmalıydım. En iyi puanlara sahip olmanın mutlu olmanın garantisi olmadığını; çok iyi bir üniversitede güzel bir bölüm bile kazansa; meslek sahibi olup, çok kariyer çok para sahibi bile olsa mutluluğun buna bağlı olmayacağını anlatmalıydım.

Hayatın bir sonuçtan değil, bir süreçten ibaret olduğunu; eksiklerimiz, yanlışlarımız bile olsa, yaşamın tüm güzelliğiyle ve sürprizleriyle devam ettiğini anlatmalıydım. Puanından, sınavına, okulundan işine kadar her şeye karışan elalemin, evinin kapısını kapattığı anda dışarıda kalacağını… Başkaları için kendimizi soktuğumuz çıkmazlarla yapayalnız baş etmeye çalışacağımızı bilmeliydi. Anlatmalıydım…

Lisede ezberlemeye çalıştığım periyodik cetvellerin, hayatıma kattığı kâbuslar dışında getirisinin olmadığını anlatmalıydım ona. Her dersten başarılı olma kaygısıyla ruhuna işlemeyen bilgilerle istese de yapamayacağını, ama bunda da suçun onda olmadığını anlatmalıyım. Kendine haksızlık etmemesi gerektiğini bilmeliydi; sistemin parçası olmaya çalışmanın değersizliğini taşımamalıydı.Bugün hayatının sonu olduğunu hissettiği olayların, aslında bir başlangıç olduğunu; 20 sene sonra hayatının küçücük bir parçası olarak kalacağını anlatmalıydım. Ve anlattım…Ağladı, ağladı… “Ama annem babam çok para harcadı, kendimi suçlu hissediyorum.” dedi mahcup bir sesle. “Onlar üstlerine düşenleri yapmışlar, hadi gel şimdi senin üstüne düşen ne var, neyi nasıl değiştirebiliriz, ona bakalım.” dedim.Gözleri parladı, gülüyordu güzel yüzü… Yaşadıklarımın bir gencin yaralarına pansuman olmasına sevindim, daha ne kadar süre gülümseyebileceğini bilmesem de…

Muhabbetle kalın…..

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
Döviz Kurları
Arşiv Arama
- -
Anket
Kemer Gözcü :: Antalya Kemer\\\'in Günlük Haber Portalı, Antalya Kemer\\\'den Haberler, Kemer Haberleri
© Copyright 2001 Kemer Gözcü. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Kadına Şiddet
Anayasa Haberleri
Trafik Kazaları
Yerel Seçimler
SPOR
Galatasaray
Fenerbahçe
Spor Haberleri
Şampiyonlar Ligi
SİYASET
Recep T. Erdoğan
Devlet Bahçeli
Kemal Kılıçdaroğlu
AKP Haberleri
EĞİTİM
Eğitim Haberleri
Eğitim Bakanlığı
A.Ö.L.
Eğitim Portalı
DÜNYA
Avrupa Haberleri
Amerika Gündemi
Suriye İç Savaş
Arıkan Meselesi