Advert
YAŞAM
Giriş Tarihi : 02-09-2019 08:23   Güncelleme : 02-09-2019 14:01

Aykaç’tan duygulandıran paylaşım

Kemer’in tanınan simalarından Ahmet Aykaç, 30 Ağustos Zafer Bayramı nedeniyle Çanakkale

Aykaç’tan duygulandıran paylaşım

Ahmet Duran YENİGÜN

Ahmet Aykaç’ın, “Rahmetli Ali dedemin gerçek hikayesidir” başlığı ile sosyal medya hesabından paylaştığı anısı bu vatan toprağı için verilen büyük mücadeleyi içeriyor.

İşte o paylaşım; “Çocukluğumda biz büyük bir aileydik. Ali dedem bizimle yaşıyordu. Tabi sosyal medya, renkli televizyon, telefon yoktu. Fakat sıkılmazdık. Çocukluğumda ben pek masal dinlemedim. Lakin dedem bizlere hep gerçek hikayelerini anlatırdı. Hikayelerin bitiminde, dedemin gözlerinden çoğu kez yaşlar aktığına tanık oldum.

Yıllardan 1975-1976, sıcak bir ağustos ayında Çorum’daki evimizdeyiz. Dedemden bize hikaye anlatmasını istemiştim. Dün gibi hatırlıyorum. Dedem bana gülümseyerek “Gel kerata (sevdiği kişiye seslenme şeklidir). Otur dizime.” diyerek beni dizine oturttu ve hikayesine başladı;

“Torun, Çanakkale harbinden yeni dönmüştüm. Asker kıyafetim dahi yoktu. Ekinlerin harman zamanıydı. Gavur Ankara’ya kadar geldi diyorlardı. Köylü tedirgindi. Zaten açlık, hastalık, yokluk kol geziyordu. Ben gençtim, diriydim, zıpkın gibiydim. (Burada hafif tebessüm etmişti)

Askerler geldi ve köyde sefer emrini okudu. Gavur geliyor ey ahali gavur geliyor. ‘Ümmet aşkına gavura dur diyelim’ diyerek köylüye moral verdiler. Tabi ben durur muyum. Çanakkale Harbinden kalma kırma tüfeğimi aldım, topuzlu mavzerimi belimdeki kuşağıma taktım. Büyüklerimin elini öptüm ve helallik aldım.

Kağnılarla Çorum’dan Ankara’ya geldik. Bana esker (asker) kıyafeti verdiler. Bir de dana derisinden kemer verdiler. Esker ayakkabısı vermediler, yokmuş. Kumandanlara (komutanlara) ancak yetmiş. Eski esker olduğum için beni acemi eğitimine almadılar.

Buradan bizi Polatlı’da Dua Tepe’ye getirdiler. Kağnı yok. Piyade er olduğumuz için yayan geldik. Ayağımızda çarık (şimdi çocuklar potin beğenmiyor, heheyy diyerek iç çekti).

İngiliz gavuru, Yunan gavuruna silah vermiş, mermi vermiş, top vermiş. Bizde bir kırma tüfek, arada sırada çalışır bir mavzer tabanca.

Ağustos ayıydı. Hava çok sıcaktı, yol üzerinde köylülerden aldığımız bir iki yufka ve ayranla açlığımızı gideriyorduk. Köylüler bizlere dualar ediyordu. ‘Muzaffer olun, kovun gavuru’ diye dualar ediyordu.

Kumandanlar süngü tak emri verdi. Parmağımda Çanakkale harbinden kalma kemiğe saplanmış mermi hareketlerimi kısıtlıyordu (Bu arada sağ elinin işaret parmağını ele bağlayan, kemiğin üzerindeki ceviz büyüklüğünde kemikleşmiş uru sol eliyle çocuk sever gibi okşarken gözlerinden yaşlar akıyordu).

Süngü taktık, Samsunlu bir çavuşla birlikte yan yana ‘Allah Allah’ nidalarıyla hücuma geçtik. Kumandanlar ‘Ha aslanlarım, yiğitlerim, düşman dağıldı, kaçıyor, gayret edin, dayanın yiğitlerim’ diyerek arada bir bize moral veriyordu. Düşen (şehit olanlara) yiğitleri bile kaldırmaya zaman yoktu. Zaten köylü gereğini yapıyordu fazlasıyla.

Hücumda olduğumuz için yemek fırsatı yoktu. Zaten yemekte yoktu. Gavur geçtiğimiz köyleri yakmış, yıkmış.

Acıktığımızda, dana derisinden asker kemerimizi, yaktığımız ateşin üstünde, içinde su bulunan sefer tasının içine bandırıp, çorba niyetine içerek açlığımızı bastırıyorduk.

15-16 gece süngü takılı şekilde, arada bir dinlenerek yayan İzmir’e kadar geldik. Şehir yanıyordu. Dinsiz gavur şehri kaçarken ateşe vermiş. Sahile geldiğimizde Yunan gavurunu, sahilde bekleyen İngiliz gavurunun gemileri alıyordu.

Tabi, biz inanmıştık, yanan şehri görünce, denize atlayıp İngiliz gemilerine de hücum etmek, intikam almak istedik. Sahilde ‘Allah Allah’ sesleri yükseliyordu. Kumandanlar ‘Durun yiğitlerim, buraya kadar’ diyerek bizi denize atlatmadı.”

Sonra ne oldu Dede? diye sorduğumda:

“At üzerinde heybetli komutanlar bizleri tebrik etmeye geldi. Biri vardı ki içinde çok heybetliydi. Adını hep duyuyordum. Ama o güne kadar hiç karşılaşmamıştım. Yanımdaki Samsunlu çavuşuma sordum ‘O mu?’ Çavuşum ‘Evet Ali’m. O, Mustafa Kemal’ dedi.” Tabi şöyle bir doğruldu ve toparlandı. Hikayenin sonunda yine gözlerinden yaşlar akıyordu. O yıllarda dedemin ağlamasını pek anlayamamıştım, lakin şimdi hatırladıkça kendimi tutamıyorum.

Çorum İli, ŞEYHHAMZA Köyü kütüğüne bağlı Ali dedem 1990 yılında, 100 yaşına merdiven dayamış, Çanakkale ve İstiklal Gazisi olarak Hakk’ın rahmetine birlikte yaşadığımız evde kavuşmuştur.

İşte bizler böyle bir neslin torunlarıyız. Birçoğumuzun böyle gururlu hikayeleri var. Bizler bu hikayeleri çocuklarımıza, torunlarımıza anlatarak bu toprakların kolay kazanılmadığını ve değerinin çok iyi anlaşılması gerektiğini anlatmalıyız.

Başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tüm Gazi ve şehitlerimizi rahmet ve şükranla yad ediyorum. “

NELER SÖYLENDİ?
@
NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU
  •   Takım P O
  • 1 Alanyaspor 13 5
  • 2 Fenerbahçe 10 5
  • 3 Gazişehir Gaziantep 10 5
  • 4 Denizlispor 8 5
  • 5 Çaykur Rizespor 8 5
  • 6 Galatasaray 8 5
  • 7 Yeni Malatyaspor 7 5
  • 8 Trabzonspor 6 4
  • 9 Konyaspor 6 5
  • 10 Sivasspor 5 4
  • 11 Göztepe 5 5
  • 12 Antalyaspor 5 5
  • 13 MKE Ankaragücü 5 5
  • 14 Beşiktaş 4 4
  • 15 Kasımpaşa 4 5
  • 16 İstanbul Başakşehir 4 4
  • 17 Kayserispor 3 5
  • 18 Gençlerbirliği 2 5
HAVA DURUMU
Gazete Manşetleri
Yol Durumu
E-GAZETE
E-Bülten Kayıt
ARŞİV ARAMA