Advert

'Elimde fırsat olsa bu şehirde 1 metrekare beton döktürmem'

Annesinin küçükken kendisine söylediği “Güneşi üzerine doğurtma oğul" sözünü hiç unutmayan Ali Çandır için gün 05.30'da başlıyor. Kendine ayırabildiği zamanlarda balık tutan, eşiyle Kaleiçi'nde yürüyüş yapan, çok okuyan Çandır, yaşama hep umutlu bakıyor. Makam aracını hemen hemen hiç kullanmayan, makam koltuğuna ise çok ender oturan Çandır, Antalya Ticaret Borsası'ndaki çalışma arkadaşları ile bir ekip ruhu içinde hedef birliklerinin olduğunu söylüyor. Antalya'nın turizmin yanısıra bir tarım kenti olduğunu ancak tarım topraklarının kaybolmaya başladığını vurgulayan Çandır, "Elimde fırsat olsa bu şehirde 1 metrekare beton döktürtmem" diyor.

'Elimde fırsat olsa bu şehirde 1 metrekare beton döktürmem'
'Elimde fırsat olsa bu şehirde 1 metrekare beton döktürmem'
Bu içerik 1661 kez okundu.
Advert
Haberin galerisi için tıklayın!

Antalya Ticaret Borsası (ATB) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır'la sohbete Vakıf Zeytinliği'ne uygulanan Zeytinpark Projesi ile başlarken, Çandır Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'nın tüm sit alanlarını dört mevsim kuralına göre değerlendirdiğini ve o raporların sonuçlarını beklediklerini söylüyor. 2 bin 639 dönümlük Vakıf Zeytinliği'nin 20 yıllık işletme hakkını 2009'da yapılan ihalede kazandıklarını, 2012'de çok ortaklı Zeytinpark A.Ş.'yi kurarak çalışmalara başladıklarını anlatan Çandır, alanın Avrupa'nın en büyük botanik parkı olacağını söylüyor. Çandır, Zeytinpark'ta kuş tüneli, gözetleme kulesi, zeytin müzesi, gençlik merkezi, kır kahvesi, at çiftliği, zeytin market, kentsel değerler sergi alanı, bitki türleri eğitim merkezi, sergi alanı, doğada engelsiz yaşam merkezi, doğada öğren merkezi, çok amaçlı spor sahası, çim tepeleri, çocuk oyun alanı, koku tepeleri, seyir terası, meydan, yapay gölet, Akdeniz Bölgesi süs bitkileri alanı, tıbbi aromatik bitkiler alanı ve endemik türler alanının yer alacağını anlatıyor.

AMACIMIZ BURANIN NE OLDUĞUNU İYİ ANLATMAK

Zeytinpark'ın kentle entegre olması için çalışmalar yaptıklarını anlatan Çandır, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokolle çocuklar ve gençleri parkta ağırlayacaklarını belirtiyor. “İlkokul öncesi ve birinci sınıf öğrencilerine 'Doğada Öğren' diye bir program yapıyoruz. Oynayarak doğayı tanıyacaklar" diyen Çandır, “Ayrıca 7 parkur oluşturduk. 2,5 kilometreden başlayıp 8,5 kilometreye kadar, tırtıl, tavşan, sincap parkuru olarak adlandırdığımız parkurlarda çocuklar ve gençlere nefes alma ve yürüme tekniklerini öğreteceğiz" şeklinde konuşuyor. Çandır, Zeytinpark'ın etrafının 7 kilometrelik duvarla çevrildiğini, 20 bin zeytin ağacının gençleştirildiğini anlatırken, gelir elde etmek için bu ağaçların 15 yıllığına kişilere kiralanacağını söylüyor. BATEM'le birlikte alandaki bitki çeşitliliğini araştırdıklarını, ayrıca sürüngenlerle ilgili bir çalışma yapacaklarını belirten Çandır, “Amacımız buranın ne olduğunu daha iyi anlatmak. Ne olduğunu bilirsek korumaya daha çok emek harcarız" diyor.

ŞUURSUZCA GELİŞİM YAPTIK ANTALYA'DA

 “Koruyarak geliştirmek" iddiasında olduklarını anlatan Ali Çandır, 1980'den sonra alınan göçle beraber kentten biraz uzaklaşıldığını belirterek, “Gelenleri de çok fazla Antalyalılaştıramadık. Belki Zeytinpark, buna küçük de olsa bir katkı sağlar" diye ekliyor.

Kentin 267 bin 400 dönüm tarım arazini kaybettiğini hatırlatırken, “Bizim atasözümüz var 'Taş taş üstüne koyana kurban olayım' diye. Yeni dönemde bunu, 'Beton beton üstüne koyana kurban olayım' anladık. Her gördüğümüz yere beton dökmeye çalışıyoruz. Turizm sektörünün 70'li yılların sonunda başlamasıyla birlikte insanların önceliği inşaat olmuş. Oysa turizm destinasyonlarında kent bir bütün olarak değerlendirilir. Biz biraz şuursuzca gelişim yaptık Antalya'da" şeklinde konuşuyor.

YIKIP TEKRAR YAPACAKSINIZ

Kent planlaması ile ilgili düşüncelerini aktarırken, “Bu şehrin yeniden imara ihtiyacı var. Yıkıp tekrar yapacaksınız" diye başlıyor sözlerine Çandır. Ve şöyle devam ediyor:

 “Valiliğin oradan müzeye kadar Şarampol'e kadar yıkacaksınız. Oraları derleyip toparlayacaksınız. Ekonomik ömrünü tamamlamış binalardan kurtaracaksınız. Bunu yaparken de adil bir sistem yapacaksınız. Bununla ilgili kaynak yaratılır yeter ki istesin karar verici. Artık bu şehri yatay büyütme şansınız kalmadı. Ne tarım toprağı ne nefes alacak yer kaldı."

DUYARLILIĞIMIZ YÜKSEK

 “Bugün Antalya'da Allah'ın yarattığı doğal güzellikler bir markadır" diyen Çandır, “Allah'ın bize bahşettiği bu markayı koruma sorumluluğumuz var. Bunu da çevre bilinciyle yapacağız. Bizim bu konuda duyarlılığımız yüksek. Bu kentte taş ocaklarıyla ilgili ilk raporu biz hazırladık. Tarım toprakları kayboluyor diye 'Toprakname'ler bile yazdık. Bu konuda duyarlığımızı en üst makama kadar bildiriyoruz. Elimde fırsat olsa ben bu şehirde bir metrekare beton döktürtmem" şeklinde konuşuyor.

ANTALYA 80 YILINA KADAR DİRENDİ

Korkuteli İlçesi'nde dünyaya gelen ancak Antalya'da büyüyen Ali Çandır, çocukluk yıllarındaki Antalya ile şimdiki Antalya'yı kıyaslarken, “Biz çocukken mahalleden geçerken yemek yiyen biri bizi davet ederdi. Ailelerin birbirine yardımlaşması çok kuvvetliydi. O zaman klima yoktu. Pencereler açık uyunurdu. Güvenlik derdimiz yoktu. O zamanlar Antalya'nın girişinde 'Yeşil Antalya' diye yazardı. O tabelayı kaldırdılar. İyi de yaptılar, ayıp olurdu! 80 yılına kadar direndi bu kent. 80'den sonra fütursuz bir yapılaşmaya gitti. Bir rant canavarının kucağına düştü. Bu hale geldi" diye aktarıyor düşüncelerini.

ÇİFTÇİ GIRTLAĞINA KADAR BORÇ İÇİNDE

Son günlerde ülkenin yaşadığı olumsuzluklarla ilgili soru üzerine Çandır, “Umudun bittiği yerde hayat biter. Umutlu olmak zorundayız. Bugünler de geçecektir. Kötü bir 2015 yılı geçirdik. 1 Kasım seçimlerinden sonra düşündük ki ülkede her şey yoluna girecek ve 2016 planlarımızı yaptık. Beklemediğimiz bir durumla karşı karşıyayız. Cansiperhane çalışan iş dünyasına direncinin kırılmaması için destek olunması lazım. Borçlanan, yatırım yapan insanlar var. Kredi konusu var. Çiftçi ise gırtlağına kadar borç içerisinde" diyor. Antalya'nın tarımsal kredi borcunun 2.6 milyar lira olduğuna dikkat çeken Çandır, “Tarım dediğiniz şey bugün karar alınıp yarın yapılan bir şey değil. Çiftçi üretim kararını 1 yıl önceden verir. Umut göremezse üretici üretmekten vazgeçecek. Bir an önce iyileştirici tedbirlerin alınmasını bekliyoruz" diye konuştu.

BEN EXPO'NUN ANTALYA'YA YATIRIM GETİREBİLME İHTİMALİNİ SEVDİM

Ali Çandır, EXPO 2016 ile ilgili düşünceleri sorulduğunda şunları anlatıyor:

 “Uzun yıllar sonra kent dinamiklerinin birlikte hareket ederek başardığı bir şeydir. Bir çok kurumla beraber yola çıktık. O çalışmalarda epey yol katedildi ve sonuçta Antalya'ya geldi. Neden Antalya'ya getirme isteğindeydik? Çünkü EXPO, yapıldığı kentlerin geri kalmış, unutulmuş, eksik kalmış yönlerini tamamlama aracı olarak kullanılıyor dünyada. Yani EXPO bir kente gidiyorsa o kentin eksikleri tamamlanıyor. Biz de EXPO'nun bu yönünü çok sevmiştik. Hani Yılmaz Erdoğan'ın bir şiiri var ya, onun gibi, 'Ben EXPO'nun Antalya'ya yatırım getirebilme ihtimalini sevdim.' O günün koşullarında yapılan hesaplarda 100 ülke ve 8 milyon ziyaretçiyi hedefledik. Eğer o günden bugüne sağlıklı bir çalışma yapılsaydı yüzde 20 sapmayla 100 ülke olmasa da 80 ülke olurdu. Ama şu an bu rakamın çok gerisinde."

ÇOK OKUYORUM, DERS ÇALIŞIYORUM

Bu kadar yoğun tempoda kendine ayırabildiği zamanlarda neler yaptığı sorulduğunda Çandır, “Her sabah işletmeme gidip öğlene kadar orada olurum. Sonra Antalya Ticaret Borsası (ATB) ve Batı Akdeniz Ekonomisini Geliştirme Vakfı (BAGEV) ve Tarım Konseyi'nde çalışıyoruz. Mümkün olduğunca eve erken gitmeye çalışıyorum. Akşamları dışarı çıkmamaya özen gösteriyorum" diye yanıt veriyor. Evde çok okuduğunu anlatırken, “Çoğunlukla ders çalışıyorum yaptığımız işle ilgili. Çiçek üretiyorum ama hububat üretenin de derdine derman olmaya çalışıyorum, lokum üretenin de. Kasaplarla da uncularla da ilgili çalışıyoruz. O kadar geniş bir alan ki. Sürekli araştırmak kendimizi güncele adapte etmek zorundayız" diyor.

GÜNEŞİ ÜZERİNE DOĞURTMA OĞUL

Sabahları çok erken kalktığını söyleyen Çandır, annesinin küçükken kendisine söylediği “Güneşi üzerine doğurtma oğul" sözlerini hatırlayarak, “Sabah 05.30- 06.00 gibi kalkarım akşam da 24 gibi uyurum" diye konuşuyor. Balık tutmayı çok sevdiğini, bazen arkadaşlarıyla tekneyle açıldıklarını anlatan Çandır, “Şimdi çok da fırsat bulamıyoruz doğrusu" diyor. Tatil yapabildiğinde Kaş ve Adrasan'a gittiklerini belirtirken, “25 yaşındaki kızım Bilgesu, 13 yaşındaki oğlum Ali Başar ve eşim Özden hanıma zaman ayırmaya gayret ediyorum ama sıkıntılı. Tüm görevlerimizi yaparken bir yerlerden zaman çalmak zorundayız. En kolay da işimizden ve evimizden çaldığımız zamanlar" diye ekliyor.

Çandır, eşiyle birlikte hafta sonları özellikle Kaleiçi'nde yürümeyi çok sevdiğini de anlatıyor.

ÖNEMLİ OLAN İYİ İZLER BIRAKMAK

Yaşama hep umutlu bakan Çandır, “Aklın olduğu yerde her ne sorun olursa olsun çözüm de vardır. O çözümü bulmak için gayret edeceğiz. Olumsuzluklar da geçer. Hayat bize biçilen ömür kadar yaşayabileceğimiz bir şey. Yürüyoruz ve izler bırakıyoruz. Önemli olan iyi izler bırakabilmek. Mesela biz küçükken Vakıf Zeytinliği'ne kuş avlamak için gelirdik, şu an burayı korumak için bir görev yürütüyoruz. Biz Antalya ile bir şey olduk. Onun için Antalya'ya sorumluluğumuzu yerine getirmek zorundayız" diyor.

HAYATIMDA HEP 'DAHA İYİ' VAR

 “Aslında konuşmayı çok seven de biri değilimdir" diyen Çandır, bir de küçük sır veriyor. Geçmişte hayata dair yazılar ve şiirler yazdığını söyleyerek, “Ancak şu sıralarda yazdığım yok" diyor. Kendisiyle çalışmanın biraz zor olduğunu gülümseyerek anlatan Çandır, “Fazla detaycıyımdır. Ayrıca unutmam. Bazen arkadaşlarıma sıkıntı verdiğimi de düşünüyorum. İyi diye bir şey yok benim hayatımda. Hep daha iyi var. Onun için ekipteki arkadaşlara 'Elinize sağlık güzel olmuş, teşekkür ederim ama (!) bunlar şunlar da olsun' derim" şeklinde konuşuyor.

Kurumda çaycı dahil 9 kişiyle ekip ruhu içinde çalıştıklarını belirten Çandır, “Tabi gönüllü destek olan arkadaşlar var iş geliştirme gruplarımızda var" diyor. Çalışma arkadaşlarıyla bir hedef birliği içinde olduklarını söylerken, “Mesela şoförlüğümüzü yapan arkadaş film montajlarımızı da yapıyor. Herkes her işi yapar durumda şu anda" diye de ekliyor. Her akşam evine gittiğinde günün özetini düşündüğünü anlatan Ali Çandır, aklına gelen bir konuyla ilgili olarak çalışma arkadaşlarına gece saat 03.00'te mail gönderdiğini de anlatıyor gülümseyerek.

MAKAM KOLTUĞUNA OTURMUYOR

Kurumda makam koltuğuna hemen hemen hiç oturmayan Ali Çandır, sürekli olarak ekip arkadaşlarının yanında ya da onlarla birlikte çalışma masasında oturuyor. Makam aracını ise resmi yerlerde, makam aracı ile gidilmesi gereken yerler dışında hiç kullanmıyor. Bunun nedenini ise, “ATB başkanlığı bir görev, bir sorumluluk. Çok içselleştirmeyi doğru bulmuyorum. Biraz özgürlüğe de düşkünüm. Tek başıma arabayla gittiğimde daha rahatım" şeklinde açıklıyor.

G20'DEN TAVŞAN ÇIKARMAK

Dünya liderlerinin ağırlandığı G20 Zirvesi'ne de değinen Ali Çandır, “Çok gururlandık bu zirvenin kentimizde yapılmasından. Ancak kente ne kaldı? Şimdi G20'den tavşan çıkarmaya çalışan insanlar var, 'G20 logosoyla Antalya'da bir imaj yaratalım' diye. Bunu, bu tip organizasyonlar olmadan önce yaparsınız. Bir tane G20 anıtı yaparsınız. G20 parkı yaparsınız. G20'den bir sembol kalır ve onu pazarlarsınız. Ama önceden yaparsınız bunu" diyor.

SİYASET SANKİ 'KENDİN İÇİN' YAPILIYOR

Siyasetle ilgili soru üzerine “Siyaset ne için yapılır'a karar verilmesi lazım. Siyaset kendin için mi yapılır? Halkın için mi ülken için mi yapılır? Sanki benim gördüğüm, siyaset kendin için yapılır gibi bir imaj var" şeklinde yanıt veriyor Çandır. Bu yapının kendini iyileştiremediği sürece toplumun da iyileşemediğini belirtirken, “Kutuplaştırma o kadar had safhadaki. Biz böyle değildik toplum olarak. Biz birbirimize her şartlarda sahip çıkmaya çalışan bir toplumduk. Bu durumu aşmanın yolunu bulmamız gerekiyor. Ondan sonra her şey daha iyi olur. Siyasi parti liderlerin söylemleri, meclisin dili, her gün tartışma, bu domino etkisi ile herkese sirayet ediyor" diyor.

TÜRKİYE MÜTHİŞ BİR ZENGİNLİĞE SAHİP

Ali Çandır, Türkiye'de 3 bine yakın ürünün coğrafi işaretleme alacak değerde olduğunu belirtirken, 184 ürünün coğrafi işaretli, 200 ürünün ise başvuru için beklediğini söylüyor. 2008 yılından bu yana yöresel ürünlerle ilgili çalışmalar yaptıklarını, YÖREX'in bu projenin sadece bir etabı olduğunu anlatırken, “Türkiye'de müthiş bir zenginliğin üzerine oturuyoruz ve onu da mirasyedi mantığı ile yok etmeye doğru götürüyoruz" diyor. Anadolu'da 12 bin yıllık medeniyetlerin tortusu olan bu zenginliğin tekrar hatırlanması gerektiğini belirten Çandır, “Bu bir anlamda bizim bozulan ayarlarımızın yerine gelmesi için çabamız" diyor.

 

Röportaj: Selma KUNAR/ANTALYA, (DHA)

Fotoğraf: Akif ARICI/ANTALYA, (DHA)

Ali Çandır Antalya Ticaret Borsası Zeytinpark
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X