bursa escort Kelimelerden heykel yapan adam
Advert

Kelimelerden heykel yapan adam

Antalya'da arkeoloji alanında tanınmış Prof. Dr. Nevzat Çevik, 34 yılını verdiği arkeolojiyi anlatırken, yeni bir buluntu karşısında hissettiklerini 'daralmak', 'bunalmak' ve 'anlamamak' olarak açıklıyor. Edebiyatla ilgilenen, hayata dair makaleler yazan Çevik, fotoğraf çekmeyi seviyor. Nevzat Çevik'in yaşlılık günlerine dair hayali ise roman yazmak. Henüz bitirmediği romanın adı ise şimdiden hazır; Aziz.

Kelimelerden heykel yapan adam
Kelimelerden heykel yapan adam
Bu içerik 2086 kez okundu.
Advert
Haberin galerisi için tıklayın!

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevzat Çevik, “Bir insan neden arkeolog olmak ister?" sorusunu yanıtlarken, “Çok heyecan duyuyordum tarihe ve arkeolojiye" diyor. Ancak üniversiteye girdikten sonra daha çok sevdiğini, master ve doktora döneminde ise profesyonel sevginin devreye girdiğini anlatıyor. 1981 yılında üniversiteye başladığını, 1992 yılında doktor, 2002'de de profesör olduğunu belirten Nevzat Çevik, “34 yıldır arkeolojiyle de evliyim" diyor. Mimar eşi Sebahat Çevik, Manavgat Belediyesi'nde Başkan Yardımcısı olarak görev yapıyor. Büyük oğlu Ozan, annesi gibi mimarlık okuyor. Küçük oğlu Hazar henüz 6'ncı sınıf öğrencisi.

İLK SAHA ÇALIŞMASI DOĞU'DA

Arkeolojiden mezun olduktan sonra ilk saha çalışmasını Doğu Anadolu'da yaptığını anlatan Çevik, “Bitlis'ten Van'a, Erzurum'dan Muş'a, Ağrı'ya ve Elazığ'a kadar Urartu merkezlerini, Demir çağ kültürlerini, köy köy, dağ dağ gezerek doktoramı yaptım. Doktoramın bittiği yıllarda, hocam Prof. Dr. Fahri Işık, Akdeniz Üniversitesi'nde Arkeoloji Bölümü'nü kurdu. Buraya geldim ve klasik arkeoloji alanında çalışmaya başladım" diye aktarıyor o günleri.

ANTALYA'NIN DAĞLARI BOŞ DEĞİL

Antalya'da ilk kazı çalışmasına Prof. Dr. Fahri Işık ile birlikte 1988 yılında Patara'da başladığını anlatan Prof. Dr. Nevzat Çevik, ardından Teke Yarımadası'nın, Likya'nın bütün dağlarında, vadilerinde, sahillerinde araştırmalar yaptıklarını belirterek, “2002'de Beydağları'nda uluslararası bir ekiple yüzey araştırması yaptık. Antalya'nın dağları boş sanılmasın. Klasik Dönem'den Bizans'a kadar geniş bir tarihsel yelpazede yüzlerce kalıntıyla buluştuk" şeklinde konuşuyor.

KALINTILAR YANINDA İNSAN KEŞFİ

2006 yılında Kumluca ilçesi yakınlarındaki Rhodiapolis kazısını kurduğunu anlatırken, kentin en ünlü siması euregetes (yardımsever) Opramoas'tan söz ediyor Çevik. “Opramoas'ın anıt mezarının duvarı, Anadolu'nun en uzun Eski Yunanca yazıtını taşır. İmparator, Başrahip ve Birlik Yazmanı gibi önemli görevleri bulunan Opramoas zamanında şehir, en parlak günlerini yaşamıştır. Ayrıca Likya'nın ilk Asklepeionu'nu (Hastane) gün yüzüne çıkardık. M.S 2'nci yüzyılda yaşamış olan ünlü hekim Herakleitos kente Asklepios kültünü kurmuş ve de bir hastane yaptırmış. Yani kazılarımızda kalıntılar ve objeler yanında insan keşfediyorduk" diyor.

MESLEĞİME KÜSTÜREMEZLER

2009'da Demre'deki Myra-Andriake kazılarını kurduğunu ve 4 yıl boyunca iyi işler yaptıklarını, kentin limanı, tiyatrosu ve daha pek çok yapısını gün yüzüne çıkardıklarını aktaran Çevik, “1-2 yıl ara verdik. Bu yıl kazılarımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz" dedi.

Çevik, “İki yıllık aradan sonra kazılara yeniden başlayacaksınız. Küskün müsünüz?" sorusuna ise şöyle yanıt veriyor:

 “Beni kimse mesleğime küstüremez. Hiç kimsenin ve hiçbir kurumun böyle bir gücü yok. Ben bilim adamıyım. Kazıya gitmesem de arkeoloji yaparım. Ama mesele o değil. Biz ülkemize hizmet ettik. Hala ediyoruz. Arkeoloji keyifli ama eziyetli bir iştir. Sabah 5, akşam 8 gün ışığı boyunca alandayız. Herkes klima altından ayrılamazken biz sahadayız. Bu bir hizmet aşkıdır, bilim aşkıdır, meslek aşkıdır. Bütün aşklar toplanmış bizi araziye sürmüştür. Bu heyecanla yıllarımızı geçirdik. Ama arada anlamsız bir şey yaşandı. Şimdi yanlışlık anlaşıldı ve tekrar kazıya devam edeceğiz."

VEFASIZLIK DUYGUSUNA KIRGINIM

Kazılara ara verilmesiyle ilgili olarak kırgın olup olmadığını sorusunu ise Çevik, “Vefasızlık duygusuna karşı ve zaman kaybı için tabi ki kırgınım. Bu kayba her kim yol açtıysa o da gidici, ben de gidiciyim. Kalıcı olan kurumlardır, emeğimiz ve ortaya koyduğumuz eserlerdir. Kim ne yaparsa yapsın, Beydağları'nda, Rhodiapolis'te, Myra- Andriake'de ortaya çıkardığım, koruduğum anıtlar ortada duruyor. Ben bu memleketin bir evladı olarak borcumu ödüyorum. Daha da ödemek istiyorum. Onun için bu kayıpların bir daha yaşanmamasını diliyorum" diyor.

ÖNÜMÜZDE DURULMASIN YETER

Türkiye'de bilime ve bilim adamına daha çok sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Nevzat Çevik, “ABD'de yaşayan Nobel ödüllü Prof. Dr. Aziz Sancar Türk bilim adamı diye onur duyuyoruz. Ama Aziz Sancar Türkiye'de olsaydı o ödülü alır mıydı bilmem? Türkiye'de bilim adamlarının önlerinde durulmasın yeter" ifadelerini kullanıyor.

Türkiye'nin doğa ve tarih konusundaki zenginliğinden söz ederken, “Kültürlerin her türlüsü var. Katman katman zenginlik var. Bu zenginlik Anadolu'nun her bölgesinde farklı şekilde kendini gösteriyor. Noel Baba olarak bilinen Saint Nicholaos, Halikarnassos Mouseleumu, Artemis Tapınağı, Göbeklitepe, Nemrut, Harran ve daha nice akıl almaz kalıntı bu toprakları süslüyor. Türkiye kültür turizmi konusunda rakipsizdir. Değerini bilmek lazım" diyor.

GENÇ, GÜZEL VE ZENGİN BİR KIZ

Türkiye'yi genç ve güzel aynı zamanda zengin bir kıza benzeten Prof. Dr. Çevik, “Bu ne demektir? Bu kızın taliplisi ve belalısı da çoktur. Başı dertten kurtulmaz. Böyle bir kıza sahip olmak zordur ama onu korumak, elde tutmak daha da zordur. Bunu unutmamak lazım" ifadelerini kullanıyor.

Arkeolojiin insanoğlunun her şeyi ile ilgili olduğunu anlatan Çevik, “Biz ölmüş bitmiş kültürleri inceliyoruz. Mesela 2 bin yaşında bir mezar kazdım Patara'da ama içinde Geç Osmanlı'da ikinci kullanımdan bir iskelet bulduk. Bir kadın. Ayağı prangalı. Belli ki cezalandırılmış. Bacaklarının arasında da düşürdüğü bebeğin iskeleti vardı. İllegal bir hamilelikti demek ki. Hayatın acılarına, tatlılarına, başarılarına, başarısızlıklarına savaşlarına, barışlarına sahne olmuş bir dünyanın her şeyinin izlerini arıyoruz" diyor.

PARMAK İZLERİMİZ BULUŞUYOR

Bir arkeoloğun sahada çalışırken hissettiklerini “Olağanüstü duygular" diye tanımlayan Çevik, “Düşünsenize 2 bin yıl önce bir adamın ürettiği bir eser orada, toprağın altında. Kazdığınızda ilk defa siz dokunuyorsunuz. O insanlarla bizim parmak izlerimiz buluşuyor. Başka hayatlara tanık oluyorsunuz. En küçük yeni bir şey bulduğunuzda, büyük sevinç duyuyorsunuz, bir şey daha aydınlanıyor" sözleriyle anlatıyor duyduğu heyecanı.

KENTE DEĞER KATAN PROJELER

Kente değer katan projelerden de söz eden Prof. Dr. Nevzat Çevik, “Kazı çalışmaları tamamlanan 800 yıllık Selçuklu eseri Evdirhan projesi var. Döşemealtı Belediyesi ile birlikte yürütüyoruz. Valiliğimizin desteğiyle restore edeceğiz, içinde iki butik müzeyle bir kültür merkezi olacak. Kepez Belediyesi sorumluluğunda ve yine Antalya Müzesi'yle yürüttüğümüz bir başka proje var. Varsak'taki antik zeytinyağı üretim kenti Lyrboton Kome'yi gün yüzüne çıkaracağız. Alanda bitkiler temizlendi. Tahsis çözümünü bekliyoruz. Ayrıca Varsak'ta St. Stephanos Kilisesi antik çağda bir hac merkeziydi. O kiliseyi de proje ile buluşturduk."

KADIN MÜZESİ'NİN ÖNEMİ

Çok önem verdiği Kadın Müzesi'ni anlatırken, çalışmaların Antalya Tanıtım Vakfı (ATAV) çatısı altında sürdürüldüğünü ve 2015 yılında sanal müzeyi açtıklarını belirtiyor Çevik. “Aktif ve dinamik bir paylaşım ortamı oluşturduk. Amaç, kadınlara hak ettikleri güce ve saygınlığa ulaşmaları için katkıda bulunmak. Çünkü kadın yükselmezse hiçbir şey yükselemez" diyor.

Kadının her çağda değerli olduğunu da ekleyen Çevik, “Onsuz yaşanmıyor hiçbir çağda. Ancak bu değerin, kadının yaşamına ne kadar yansıdığı önemli" şeklinde konuşuyor. 2'inci yüzyılda yaşamış Perge kraliçesi Plancia Manga'nın antik çağda inanılmaz işler yaptığını aktaran Çevik, “Bizim hala kadın belediye başkanımız yok" diye de eklemeden edemiyor.

EMEKLİLİK HAYALLERİ

Edebiyatla ilgilenen, hayata dair makaleler yazan, fotoğraf çekmeyi çok seven ve zengin bir fotoğraf arşivi bulunan Çevik, yaşlandığında yapmak istediklerini ise şöyle anlatıyor:

 “Hem bilimsel hem de edebi yazılarıma devam edeceğim. Ve roman yazmak istiyorum. İki tane öncelikli konum var. İlkinin adı 'Aziz'. Dünyada çok dile çevrileceğini düşünüyorum yazdığım zaman. St. Nicholaos'ın hayatından bir kesiti romanlaştırmak istiyorum. Edebiyatı seviyorum. Bir köşe yazımda 'Yazmak kelimelerle heykel yapmak gibidir' demiştim. Bu yazımdan sonra sosyal medyada arkadaşlar bana 'Kelimelerden heykel yapan adam' ismini taktılar. Çok hoşuma gitmişti. Bilim yazılarında yapamadığımı edebi yazılarımda yapabildiğim için, kalemimi serserice serbest bırakabildiğim için bilim dışı yazarlık hoşuma gidiyor."

BİLİMİN ESAS GÜZEL ANI

Fotoğraf çekmeyi şiire benzeten Çevik, “Karma sergiye birkaç eserimi verdim ama kişisel sergi açmadım. Zaman bulamıyorum. Çok iyi bir koleksiyonum var. İyi de çizim yaparım. Bunlar beni insanlaştıran konular" diyor. Bilimin büyük heyecan olduğunu söyleyen Prof. Dr. Çevik, sohbeti şöyle noktalıyor:

 “Bir buluntu topraktan çıktığında bu keşif değildir. İnceleyip ne olduğunu anladığımızda keşif gerçekleşiyor. Bulgu değerlendirirken daralmak, bunalmak, anlamamak. Anlamamak en iyi nokta. Bazen kendimi ayakta buluyorum. Kıstırılmış gibi. Bilgim ve beynim yetmiyor onu anlamaya. O an inanılmaz bir andır. Beni anlamamazlıkla kıstırdığı an, bilimin esas güzel anıdır."

ARKEOLOJİ BARIŞ BİLİMİDİR

Arkeolojideki tüm buluntuların ne yazık ki insanlara doğru şeyi öğretmediğini söyleyen Nevzat Çevik, “Arkeoloji barış bilimidir" diyor. Arkeolojide sınırların bin kere değiştiğine tanık olunduğunu aktaran Prof. Dr. Çevik, “Barış içinde yaşamak lazım. Sınırsız bir dünya ütopyasından bahsetmiyorum ama keşke olsaydı. Arkeoloji öğretiyor ki, her savaşta insanlar acı çeker. Kazanan da kaybeden de" şeklinde konuşuyor. Roma'nın dünyanın yarısına egemen olmasına rağmen şimdi doğduğu toprakta İtalya'da olduğuna dikkati çeken Çevik, “Osmanlı, 5 kıtaya egemen olmuş, şimdi İstanbul ve Anadolu'ya, kendi vatanına geri çekilmiş. Dünyayı kasıp kavuran Moğollar şimdi yine sadece öz topraklarında. Yani, aradaki işgal acıları gereksizce yaşanmış oluyor. Tarihten ders almak için bakanlar sadece kazanana bakıyor. İyi de kaybeden de var. Ama arkeoloji bunları öğretiyor. Bana öğretti. Doğru okunursa barış gelebilir. Bunlar benim saf, romantik ütopyam belki de" diyor.

TÜRKİYE'DE EN UZUN KAZI 150 YIL

Türkiye'nin arkeoloji açısından büyük zenginliğe sahip olduğunu anlatan Prof. Dr. Çevik, ülkedeki en uzun kazının 150 yıl önce Wood tarafından başlatılan Efes kazıları ve Carl Humann'ın 1878'de başlattığı Bergama kazısı olduğunu söylüyor. “Biten kent kazısı dünyada yok" diyen Çevik, “Kazılan yerler büyük şehirler. Katman katman. Kazmaya başlıyorsunuz. Efes ve Bergama hala kazılıyor" şeklinde konuşuyor. Türkiye'de halen devam eden 516 kazı ve araştırma olduğunu söyleyen Çevik, arkeolojide 'korumanın' en az 'kazmak' kadar önemli olduğuna dikkat çekerek, "Biz koruyamayacağımız yapıları kazmıyoruz. Çıkardığımızı da koruyoruz. Bu, doğurduğunuz çocuğu ortada bırakmamak gibidir" diyor. 

Röportaj: Selma KUNAR/ANTALYA, (DHA)

Fotoğraf: İbrahim LALELİ/ANTALYA, (DHA)

Prof. Dr. Nevzat Çevik
Advert
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
istanbul evden eve nakliyat
maltepe escort alanya escort kartal escort bahelievler escort manavgat escort antalya escort - istanbul escort - bursa escort