Nasibimiz limon ise...
Nasibimiz limon ise bize düşen yüzümüzü ekşitmek değil, limonata yapmaktır.
Son zamanlarda bize sunulan tatlı bir şey pek yok. Hep ekşi, hep acı... Her gün basın yayın değişik gündemler, değişik açılımlar ve oldukça iç karartıcı ve kötü haberler verip duruyor. Sanki bu ülkede hiç güzel bir şey olmuyormuş gibi… Pekii hiç mi güzel bir şey olmuyor da sürekli topluma bu tür haberler verilip duruyor.
Toplum neşe içinde bolluk içinde bir eli yağda bir eli balda yaşıyor da sanki… Biraz bulandırmak için mi bu kadar kara haber ya da kara gündem… İçi boş bir türlü açılamayan açılımlar… Bizi canımızdan bezdirip, insanlığımıza küstürmeye çalışıyorlar… Yeterince aç, açık ve işsiz bıraktıkları yetmiyormuş gibi… İnsanlar yaşam davasında çırpınırken bir kokma, bir hırkaya sanki güllük gülistanlık bir yaşam sunuyorlarmış gibi… Hazır ki huzuru da bu altı boş suni gündemlerle yıpratıp, insanlarda asap, sinir diye bir şey bırakmıyorlar…
Peki, biz ne yapmalıyız bu durumda…
Biz, bize sunulanı değil, bize çeşitli yollarla zorla yutturulanı değil, bize zorla empoze edileni değil, biz, kendi doğrumuzu kendimiz bulmalıyız… Kendi yolumuzu kendimiz hür irademizle, Allahın verdiği aklı kullanarak çizmeliyiz. Kendi yolumuza giderken, doğruyu, yanlıştan ayırıp, kendi dengemizi kurup, vatan, bayrak, millet sevgisini o dengenin içinde tutup, Yanımıza saygı, sevgi ve anlayışı da alarak, bir bütün olarak el ele vermeliyiz…Artık bizi kandırmalarına müsaade etmemeliyiz. Yeter bu kadar uyku. Artık uyanma vaktidir.
Nasıl olsa bize sunulan ikramlar hep ekşi… Ne yapalım, hemen azıcık şeker katarak tatlandırmalıyız. Bu nasıl mı olacak?
Şöyle; Örneğin; Bize izletmek istedikleri televizyon programları, haber programları, kötü senaryolu, izleyeni aptal yerine koyan dizileri, hep aynı suratları gördüğümüz, oturum programlarını, faydasız ve lüzumsuz olan her şeyi reddederek, izlemeyerek ve protesto ederek başlayabiliriz aslında yaşamımıza şeker katmaya. Bunların yerine, komşularımızı, akrabalarımızı ve tanımadığımız bile olsa yaşlılarımızı ziyarete gitmek, çocuklarımızla ilgilenmek, Her birimizin mutlaka uyumlu olduğu bir sanat dalıyla uğraşmak, Kitap okumak, okuduğumuz kitapları birbirimizle değiştirip, konuları hakkında tartışıp konuşmak, tiyatroya, sinemaya gitmek, ekonomimizin elverdiği ölçüde, sanatsal toplantılara katılmak gibi şeyler yapabiliriz… Başka yerlerde birçok şey ücretli olmasına rağmen, bizim yaşadığımız yerde bir belediye tiyatrosuna gitmek, bir sanat toplantısına ya da şiir ve müzik dinletilerine gitmek ücretsiz. Ne kadar şanslıyız aslında… Bu tür sanatsal toplantılar, sıkça yapılmasına rağmen çok az katılımın olduğunu gözlemlemek gerçekten çok acı bir durum. Çünkü tablo bu şekilde olunca insanlar evlerinden çıkmayıp, kendilerine ne verilirse çok şükür çekip razı geldiklerini ve hiçbir şekilde, olanlara aymadıklarını gözlemlemek insanın içini acıtıyor…
İnsanların birbirinden kaçar hale gelmeleri, insanca yaşamdan, insani ilişkilerden ve sosyal hayattan kaçar hale gelmeleri, ya da guruplaşma ve kutuplaşmaların bir parçası haline gelmeleri, bu tablonun maalesef renklerinin gittikçe kaybolduğunu yakında sadece siyah ve beyaz kalacağını gösteriyor…
Artık silkinme zamanı, Artık kendimize gelme zamanı, artık renkleri tekrar fırçaya batırıp bu tabloyu boyama zamanı, artık kendi aklımızı ve irademizi kullanma zamanı…
Yaşamınızı her renkle boyamanızı, limonunuza şeker katmanızı ve ağzınızın tadının bozulmadan, huzurla mutluluğu yaşamanızı diliyorum…
Saygı ve sevgilerimle…
|