Eğitim, Sağlık Vb. Kamu Hizmetlerinde Grev
Kamu hizmeti görenlerin grev türü eylemlerini nedense hiç benimseyemedim. Çünkü devlet dairelerinde kamu hizmeti verenlerin grev yapması yasal olmadığı gibi etik de değildir.
Bu makalemden greve giden öğretmenler, eczacılar, doktorlar pek hoşlanmayacatır. Neden mi? Birlikte okuyalım:
24 Kasım’ı, öğretmenler günü olarak kutlarız. Bu özel günlerde genelde ben de bir görev alırım. Çünkü eğitimciyim. Öğretmen eğitim ve sorunları konularında çalışıyorum. Bu özel günlerde düzenlenen toplantılarda öğretmen eğitimi, sorunları, tarihi konularında bildiklerimi dinleyicilerle paylaşırım. Öğretmenlerin durumlarının iyileştirilmesi gerektiğini düşünürüm, söyler-yazarım.
Öğretmen maaşlarının düşük olduğu söylenir. Doğrudur. Ancak bu sorun, sadece bugünün sorunu değildir. Geçmişte de hep öğretmen maaşları düşük olmuştur. Hal böyle iken bugün öğretmenlerimizin en çok şikâyet ettikleri konuların başında maaşlarının azlığı gelmektedir. Ben, yaptıkları işin, maaşla ölçülemeyecek kadar kıymetli olduğunu düşünüyorum. Ancak onların maaşlarının azlığını ileri sürerek grev yapmalarını da etik bulmuyorum. Çünkü yaptıkları iş, bir kamu hizmetidir. Kamu hizmetinde bulunanların grev yapma hakkı olmamalıdır.
Şunu söylemek istiyorum: Yine bir 24 Kasımda öğretmenler gününü kutlamalarına katıldım. Benzer söylemler dile getirildi. Öğretmenlerin haklarını savumduk. Ama ertesi günü onların grev yaptıklarını öğrendim ve üzüldüm. Öğrenme şöyle oldu: 25 Kasımda (2009) eve geldiğimde ilköğretime giden oğlumun okulda olması gerekirken evde olduğunu gördüm: “Oğlum, niye okula gitmedin?” diye sorduğumda “Baba gittim, bir öğretmen geldi: “Çocuklar, öğretmeniniz gelmeyecek, evinize gidin” dedi. “Grev varmış baba…”
Çocuktan bu sözleri duyunca şaşkınlığım, üzüntüm ve öfkem birbirine karıştı. Bir öğretmen, öğrencilerine nasıl böyle bir şey söyleyebilir? Ne yapmalıyım diye uzun uzadıya düşündüm. Hatta okul idaresine dilekçe bile vermeyi aklımdan geçirdim. Ama yapmadım, öfkeme hakim oldum. Belki öngöremediğim bir şey vardır. Sonuçta ben de bir akademisyenim, yani eğitimci-öğretmenim; eşim de bir öğretmen. Konuyu akşam eşimle konuştum. Hatta ona biraz kızgınlıkla “siz bugün greve mi gittiniz?” diye sordum. Eşim “ben çalıştım, ama arkadaşlar derslere girmedi. Sendikalar “bir günlük işe gelmeme” kararı almışlar…”dedi. Oysa ki 2822 Sayılı Kanunun 30. maddesine göre eğitim-öğretim, hastane kurumlarında çalışanlar için grev kararı alınamaz.
24 Kasımdaki sevincim, 25 Kasımda bu grev nedeniyle yerini buruluğa bıraktı.
Öğretmenlerimiz suç işliyordu. Üstelik bu suçu öğrencilerinin gözünün içine baka baka işliyorlardı. Grev yapan bir öğretmenin öğrencisine vereceği bir şeyi kalmamıştır diye düşünüyorum… Umarım yanılıyorumdur. Daha önceki yıllarda da greve katılan öğretmenler oluyordu. Grev yapmak yasal olmadığı için hastalanmadıkları halde sevk alıp dolaylı yoldan greve başvuruyorlardı. Bir nevi sahtekârlık… Bilemiyorum.
Düşünüyorum, “kamu okullarındaki öğretmenler greve giderken acaba özel okullardaki öğretmenler ne yapıyor?” Soruşturuyorum, onlar derslerine devam ediyorlar… Onların hakları yok mu..?
Bu konuyu yazmayacaktım, ama edemedim. Yazdım işte. Öğretmenlerin grevle ilgili eylemini sineye çekmiştim. Ancak olaylar birbirini takip ediyor.
Geçen de Eczacılar “ilaç fiyatları yarı yarıya düştü, kâr paylarımız azaldı” diye kepenk kapatmışlardı. Eyleme gitmelerinin gerçek nedenini tabi ki böyle ifade etmiyorlar. Böyle ifade etseler, halktan tepki alacaklar… Başka nedenler ileri sürerek kamu hizmetini sekteye uğratmaya çalışıyorlar. Rahatsız oluyorum… Yine aynı şeyi düşünüyorum: Kamu hizmeti görenlerin grev hakkı olmamalı…
Bugünlerde de kamuda çalışan doktorlar eylem yapacakmış. Nedeni ise, Hükümet “Tam Gün Yasa Tasarısı”nı 19 Ocak 2010 tarihinde Meclise getirecekmiş. O gün de “Türk Tabipler Birliği”, yasanın Meclisten geçmemesi için bir gün iş bırakma kararı almış. Doktorlar grev yapacakmış. Sözüm ona, önlemleri de almışlar: Kimse ölmeyecekmiş….
Kamuda yapılan bu eylemler kanıma dokunuyor. Özel poliklinikler, özel hastaneler yine iş yapacak… Kamudaki doktorlar grev yapacak… Sevsinler sizi! Milletin parası ile ağalık yapma devri çoktan geçti. Ama bunu bilen yok. Bilmek de istemiyorlar. Çünkü işlerine gelmiyor.
Devlet hastanelerinde çalışan, kamu hizmeti veren doktorlar 3-4 saat ancak fiili iş yapıyor. Diğer zamanlarda birçoğu özel muayenehanelerinde çalışıp keselerini doldurmakla meşguller. Muayenehaneler bir emlakçı bürosu gibi çalışıyor…
Muayenehanede fatura kesilir. Hasta yine hastaneye davet edilir. Niçin? Çünkü tetkikler vardır. Muayenehane doktorunun hamisinde tetkikler hastanede yapılır. Özel muayenehaneye gidemeyenler ise randevu için ay bekler, gün bekler… Milletin parasıyla alınan laboratuarlar, doktorların özel hizmetine böylece tahsis edilir… İşte bunu engellemek için çıkarılmak istenen “Tam Gün Yasası”na ihtiyaç var. Böylece doktorlarımız, eğer devlet hastanelerinde çalışıyorlarsa, halkımıza tam gün kamu hizmeti verebilecekler.
Elbette doktorlarımız önemli işler yapıyorlar. Hasta bedenlere can veriyorlar. İçlerinde eli öpülesi insanlar var. Hiç unutmam; dedeciğim, beyin ameliyatı olmuştu. Ameliyattan sonra kendisini ameliyat eden torunu yaşındaki doktorun elini öpmeye çalışmıştı. Bugün gibi gözümün önünde canlanan bir olay… Yaptıkları işin parayla ölçülemeyeceğini biliyorum. Ama sağlık hizmetinin bir kamu hizmeti olduğunu da unutmamalıyız.
Sağlığımız için doktorlara neyimizi vermeyiz ki? Bunun da istismar edilmemesi gerekiyor. Hele hele kamu hizmeti veren devlet hastanelerinin haklı veya haksız kazanca alet edilmesini hiç etik bulmuyorum.
Bazı doktorların paragöz imajı, mesleğe zarar verdiği gibi meslek etiği ile de bağdaşmamaktadır. Doktorlar, Lokman Hekim olup canlara can vermekten başka bir kaygı taşımamalıdır. Diğer meslekler içinde, doktorların ekonomik yönden de durumlarının kötü olduğu söylenemez. İşsizliğin yoğun olduğu ve birçok meslekte insanların kıt kanaat geçindiği bir dönemde doktorların servet ve lüks düşkünü olması izah edilemez.
Uygulanmak istenen “Tam Gün Yasa Tasarısı” halkın sağlığı için alınması gereken bir önlemdir. Devlet memuru olan ve kamu hizmeti vermesi gereken bir doktorun tüm mesaisini hastanede geçirmesi gerektiğine ilişkin bir düzenlemenin ne tür bir sakıncası olabilir? Bu tasarıya karşı çıkanların etik anlayışları bence sorgulanmalıdır.
Genel olarak şu soruyu da sormadan da edemeyeceğim. Grevler neden hep kamuda olur? Bugün birçok kamu hizmeti özelleştirilmiştir. Ancak kamu hizmeti gereken alanlarda devletimiz de hizmet vermeye devam etmektedir; özellikle eğitim, sağlık vb. alanlarda devletin hizmeti devam etmelidir de. Bu hizmetleri veren özel kurumlarda grev söz konusu değilken devletin kurumlarında grevi bir hak gibi göstermek büyük bir yanılgıdır. Bu alanlarda kamuda (devlet kurumlarında) kamu hizmeti verenlerin grev hakkı bence olmamalıdır. Bunun nedenlerini de belki başka bir yazımda uzun uzadıya açıklarım.
Özel kurum ve kuruluşlarda bu alanlarda kamu hizmeti verenlerin bir dereceye kadar grevleri haklı görülebilir. Ne var ki, buralarda grev gibi eylemler pek görülmemektedir. Acaba sendikalar, sendika ağaları, pardon başkanları kamu dışındaki bu kurumlarda çalışanları görmemekte midir? Sendikaların gücü devlete mi yetmektedir?
Demokratik sistemde grev dışında hakları elde etmenin elbette başka yolları da vardır.
Yasal olmayan grevleri soruşturmak devletin asli görevi olmalıdır. Benim çocuğumu devletin okulundan evine gönderen öğretmene, devletin hastane kapısında hastamı bekleten doktora soruşturma açılıp disiplin cezası bence verilmelidir. Çünkü kamuda grev yapmak yasal değildir.
Ayrıca eğitim, sağlık vb. alanlardaki grevlerin etik sorunları vardır. Çocuğu eğitim hakkından mahrum bırakmak, hastayı tedavi etmemek bu mesleklerin etiği ile bağdaşmaz. Bu konularda da halkımız duyarlı olmalıdır.
Ulaşım, güvenlik ve adalet hizmetlerinde de grev olmaz. Bu konuları da belki tartışırız. Ancak şu kadarını söyleyeyim: Adalet dağıtanlar tarafsız olmalıdır. Yasal hakkı olmadığı halde işe gelmeyip grev yapan memurlara verilen disiplin cezalarını mahkemeler iptal edip yürütmenin işini zorlaştırmamalıdır.
Son söz: Biliyorum, bazı meslektaşlarım veya bazı meslek mensupları bu yazımdan rahatsız olacaklar. Ne yapayım, olsunlar. Amacım kimseyi rahatsız etmek değil, bazı gerçekleri kamu yararına ifade etmek ve tartışmaktır.
17.01. 2010
selcukuygun17@gmail.com
|