Tatlı rüyalar
Yoğun iş yaşantımızda hayatımız her gün pek çok insanın yaşamına dokunur.
İş koşuşturması içerisinde hayatlarına dokunduğumuz insanları sanki bir makineymiş gibi gördüğümüz anlar olur. İşler hemen bitirilmelidir. Bazen toleransımızı bazen de insanlığımızı kaybederiz karşımızdakiyle konuşurken. Nedense tatlı dili değil de sert bir üslubu benimseriz çoğunlukla. Bunun adını iş ciddiyeti koyanlarımız bile olur.
Çok doğru. İş ciddidir. Hepimiz için ekmek kapısıdır. Kimsenin onunla oynamasına, ona karşı ciddiyetsiz davranmasına, onu hafife almasına tahammülümüz yoktur.
Ama elbette bunu yapmanın da çok daha iyi yolları vardır. Karşımızdaki her şeyden önce bir insandır. Aklı olan, duyguları olan, belki bir ailesi, belki evde bekleyen tatlı bir kızı olan anne veya babadır. Kim bilir belki de arkasından haykırarak ağlayan yavrusunu bırakıp gelendir işe o gün.
Oysa biz ondan kusursuz bir performans bekleriz. Haklı olsak bile bu bizim de biraz insan olmamıza engel olmamalıdır. Empati yapmak karşındakine hak vermek değildir. Karşındakinin yerine kendini koyabilerek düşünmektir. Eğer ortada niyetle ilgili bir problem yoksa hepimiz bir kez daha düşünmeliyiz. Önce İnsan diyebilmeliyiz. Zor durumunu anlayışla karşılama büyüklüğünü gösterebildiğimiz bir insan bizim için kazanılmış bir insandır. Elinden bir geliyorsa beş yapmaya çalışarak kısa zamanda o mahcubiyetini gidermeye çalışacak, bizim anlayışımızın altında kalmayacaktır. Eğer bu durumun normal bir durum olduğunu düşünür, hal ve hareketlerini genele yayarsa onu biz kaybetmiş olmayız o kendi kendini kaybetmiş olur. Aslında biz gösterdiğimiz anlayışla ona kendini ifade etme şansı vermiş oluruz. Bunu değerlendirmek kişinin elindedir.
İşin bir başka boyutu daha var tabii. Nasıl biz hiyerarşik sıralamaya göre astlarımızdan bazı görevler isteyebiliyorsak aynı şeklide üstlerimizin de bize vereceği görevler olur. İşte biz o gün her şeyi daha iyi anlarız. Karşımızdaki insana kendimize davranılmasını istediğimiz gibi davranmalıyız. Budur mutluluğun anahtarı.
İşyerinde ya da hayatımızda pek çok insana rastlarız. Gözlerini bir ihtiras bürümüştür. Dostlarını, arkadaşlarını kıskanır, işyerinde birilerinin başarısız olmasını ister ki kendisi daha ön plana çıksın. Gönül ister ki bu tip insanlarla aynı ortamlarda çalışmayalım. Ama biliyorum ki hepimizin etrafında pek çok insan var ve maalesef hırslarına yenilen insan sayısı hiç de göz ardı edilecek rakamlarda değil.. Başarının bir tek anahtarı vardır. Daha çok çalışmak. Başka türlü gelen hiç bir başarı makbul değildir. Kimsenin başarısızlığı bir başkasını başarılı kılmaz. Belki bir fırsat verir. Ama eğer böyle beklentisi olanlar varsa bilmelidir ki kendi başarısızlığını isteyen de bir o kadar insan vardır. Çalışma hayatında herkes kilitleri doğru anahtarlarla açmalıdır. Başarı en çok çalışanın, en çok isteyip en çok emek verenin hakkıdır.
Emek kutsaldır. Bir kişiye dahi emeğinin karşılığını veremiyorsak herkes adaletimizden şüphe eder. Belki kimse bize bir şey söyleyemez ama gece yatağımıza yattığımızda vicdanımız bizimle konuşur. Ve o uyku bizim kâbusumuz olur. Ne demiş bizi yaradan ‘ Bana her hakla gel, kul hakkıyla gelme. ‘
Bazen işler yolunda gider. Rüzgâr bizi arkadan iter. Biz rüzgârla yelkenimizi şişirmiş yukarılara doğru giderken aynı rüzgârın kimleri bir kenara savurduğunu göremeyiz. Ve bir gün bizi de bir kenara savurabileceğini hiç düşünmeyiz. Yukarı çıkarken basamaklarda başka kimlerin olduğuna bakmayız, kimlerin aşağılara doğru yuvarlandığını fark edemeyiz bile. İhtiras, başarılı olmanın dayanılmaz keyfi, bir anda, bize insan olduğumuzu unutturur. Dünyanın kendi eksenimiz etrafında döndüğünü zannederiz. Her basamakta, yukarı doğru attığımız her adımda oradan ne ilk geçenin ne de son geçenin kendimiz olmadığını fark edebilirsek başarımıza anlam katmış oluruz.
Büyüdükçe küçülebilmektir aslolan.
Şimdi gidelim ve her gün odamızı temizleyen temizlik görevlisi arkadaşımızın, klimamızı tamir eden teknisyen arkadaşımızın ismini öğrenelim. Ailesini soralım ona. Kaç çocuğu, kaç abisi, kaç kardeşi var, eşi çalışıyor mu, babası sağ mı? Bunları öğrenelim.
Birçok kez, bir dokunuşun, bir gülümsemenin, bir kelimenin, dinleyen bir kulağın, içten söylenmiş güzel bir sözün ya da değer veren en ufak bir davranışın gücünü küçümseriz. Bunların hepsinin hayatımızı değiştirme potansiyeli var.
Hem kendi hayatımızı hem de çevremizdeki insanların hayatlarını daha yaşanabilir kılmak elimizde.
Hayat bir gün biter. Gerçek olan tek şey bitip giderken kalbinde ne biriktirebildiğindir. İnsanların kalplerinde ne kadar iz bırakabildiğindir. Ne kadar vicdanı rahat uyuyabildiğindir.
Tatlı rüyalarrr.
|